Ari Magazin
ARI MAGAYİN
2010-07-27 * Sayı 82
Ana sayfa
Politika
Eğitim & Meslek
K Ö Ş E  Y A Z I L A R I

Dernekler
Kültür, Sanat
Augsburg
Münih Yabancılar    Meclisi
Basından Seçmeler

Spor
Müzik
Röportajlar
Duyurular
Dergah
Turizm
Hayatın içinden
Istanbul/Ankara

Gastronomi
Ne, Nerede ?
Finans, Emlak
Sağlık, Güzellik
Şiirler, Mizah
Burçlar
Okur yazıları

Bulmaca
E - Post
Künye
İrtibat
Reklam bölümü
Web Design
Linkler
login
Almanca

Köşe Yazarları

YazarlarProf. Dr. Faruk ŞEN
YazarlarCumali NAZ
YazarlarNihat ZUHURİ
YazarlarChristian UDE
YazarlarKonuk yazarlar

Prof. Dr.  Faruk ŞEN
“Türkiye’ye Geri Dönüş „


Almanya son yıllarda göç ülkesi sıfatını tam olarak kazanamadan kaybetmeye başladı. Almanya’da artık göç yolu ile gelenlerin sayıları hergeçen gün azalırken, başta Almanlar olmak üzere Almanya’yı terk edip, başka ülkelere giden göçmenlerin sayısında da büyük artış söz konusu. İsviçre’de en büyük yabancı grubunu Almanlar oluşturmuş bulunuyor. Son bir yılda 162 bin Alman vatandaşının ülkesini terk ederek İsviçre, Avusturya, Kanada, ABD gibi ülkelere gittiğini tespit ediyoruz. Aynı gelişmeyi ülkeye göçmen olarak gelen yabancılarda da görmemiz mümkün. Şimdi AB’ye tam üyeliği beklemeden Türk insanı da yavaş yavaş ülkesine geri dönmeye başladı. İstanbul ve Ankara gibi büyük kentlerde Almanya’dan geri dönenlerin sayıları artıyor. Bu insanların Türkiye’de ciddi bir şekilde iş yaşamına girdiklerini görebiliyoruz. Türkiye’ye geri dönen insanlarımız belirli bir başarıyı yakalamış, belli bir sermayeyi biriktirmiş ve Türkiye’de yeni denizlere yelken açmak isteyen insanlardan oluşuyor. Özellikle 20-35 yaşları arasındaki genç grubun Türkiye’de birçok alanda anahtar noktaya geldiğini görüyoruz. Bu geri dönüşlerin birçok nedenleri var: Avrupa’da artan ırkçılık ve islamofobinin yanı sıra ekonominin de tamamiyle durgunluk içine girmesi bu konuda önemli bir faktör oluşturuyor.

Niye dönüyorlar?..
Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın %44’ünün fakirlik sınırı altında yaşaması ve %30’unun ise işsiz olması, bu kitlenin Türkiye’ye geri dönüşünü olanaksız hale getiriyor. Türkiye’de iş yaşamına girmesi güç olan bu kitlenin Almanya’da kalırken, özellikle genç kadınlarımız yaşamlarını ve geleceklerini Türkiye’de hazırlamak için ülkelerine dönüyorlar. Aynı gelişmeyi yüksek oranda olmasa bile Türk genç erkeklerinde de görmemiz mümkün. Önümüzdeki yıllarda Türkiye’ye geri dönenlerin oranı da artacaktır. Avrupa Birliği ülkeleri kaliteli Türk nüfusunu yavaş yavaş kaybetmeye başlıyorlar.

Türkiye’nin geleceğe yönelik planlamasında sermayesi ve bilgisi ile geri dönen insanlara yönelik yeni olanakların hazırlanması gerekiyor. Devlet Planlama Teşkilatı ve Yurtdışı Türklerinden Sorumlu Devlet Bakanlığı bu konuyu ele almalıdırlar. Önümüzdeki yıllarda bu sayıda artış olursa gelen çocukların okul sorunlarında, çocuk yuvasına veya kurdukları işte başarılı olmalarına kadar her konuda ciddi bir bilgi birikimine ihtiyaç var. Artık Türk insanı için en başta Almanya olmak üzere AB ülkeleri taşı toprağı altın olan konumdan çoktan çıkmış durumda. Şu anda Almanya’nın Ruhr Havzası’nda, Berlin’in belirli bölgelerinde yaşayan insanlarımızın refah düzeyinin, Türkiye’nin İç ve Doğu Anadolu bölgesinde yaşayanlarınkinden daha düşük olduğunu görüyoruz. Almanya’da yaygın bir istenmemezlik psikolojisi egemen ve bu olumsuz gelişme, vatandaşlarımızın geri dönüş hazırlıklarını arttırmaktadır.

Essen, 28.08.2009

***********************************

“Avrupalı Türklerin Tasarruf Hacimleri ve Türkiye’ye Yatırım Olanakları „
Türkiye’de son günlerde çıkarılan vergi affı ile beklenen yurtdışındaki paraların gelmemesi, başta İsviçre’nin UBS bankası olmak üzere, Türk sermayesinin tasarruflarının tüm özendirici tedbirlere rağmen Türkiye’ye yönelmemesi yine ekonomistlerin aklına Avrupa’daki Türklerin tasarruflarını getirdi. Avrupa’ya göçe başlanan 1961 yılından bu yana Avrupa’daki Türklerin tasarruf hacimleri kümülatif olarak toplanır ve büyük sayılardan bahsedilirdi. 1977 yılına kadar kazançlarının %35’ini tasarruf eden Türklerin bu paraları Türkiye’ye birçok şekilde yönlendirilmeye çalışıyor. Önümüzdeki yıllarda “acaba bu para tekrar Türkiye’ye gelir mi?” tartışması içine girilmiş bulunuyor.

Sayısal göç
2009 yılı başı itibariyle, bugünki AB sınırları içinde yaşayan insan sayımızın 5 milyon 200 bin sınırını geçtiğini görüyoruz. AB ülkelerinde toplam çalışanların %0,72’sini oluşturan 1.5 milyonluk çalışan Türk AB’nin cari fiyatlar ile gayri safi yurtiçi hasılasına (GSYIH) 2008 yılında yaklaşık 85 milyar euro’luk bir katkı sağlamış bulunmaktadır. 1998 yılında 55,1 milyar euro iken, bu katkının, 10 yıl aradan sonra bu kadar yükselmesinin en büyük nedeni nüfusun dinamik ve yaratıcı gücünden kaynaklanmaktadır. Avrupalı Türkler yıllık ortalama 19 bin 700 euro’luk gelirleri ile, bugün için baktığımız zaman 12 AB ülkesini geride bırakmaktadırlar. Türk Alman Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı’nın (TAVAK) son değerlendirmelerine göre; 2008 yılında Almanya’da yaşayan 2 milyon 700 bin Türk kökenli göçmenin yıllık tasarrufları 2 milyar euro civarındadır. Bunu diğer ülkelerdeki Türkler ile birlikte topladığımız zaman tahmini 3,8 milyar euro’luk yıllık bir tasarruf hacminin oluştuğunu görüyoruz. Buna karşılık artık AB’li Türklerin yaptıkları tassarrufları gayrimenkullere yatırdıklarınına tanık oluyoruz. Şu anda 230 bin Avrupalı Türkün, yaşadıkları ülkelerde gayrimenkul sahibi oldukları ve kendi evlerinde oturdukları ortaya çıkmaktadır. Bunun yanısıra yalnız Almanya’da 450 bin Türkün bankalara kredi borcu olduğu ve bu borç miktarının da yabana atılmayacak oranda olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan Avrupalı Türklerin artık tasarruf hacimleri Türkiye’ye taşınacak ve Türkiye’de yatırıma dönüşecek meblağlar da değildir. Buna karşılık geçtiğimiz yıl yalnız Almanya’dan 70 bin Türk belirli bir sermaye topladıktan sonra üstün bilgi düzeyleri ile birlikte Türkiye’ye dönmüşler ve kendilerine yönelik bireysel yatırımlarını yapmış bulunmaktadırlar. Önümüzdeki yıllarda Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye kaliteli nüfusun geri dönmesi beklenmektedir. Ancak geri dönenler Avrupa’daki iş yerlerini ve evlerini sattıkları zaman o topladıkları toplam sermaye Türkiye’de yatırıma dönüşebilir. Ancak önümüzdeki iki yıl içinde Avrupa’dan Türkiye’ye büyük bir sermaye akımı beklememek lazımdır.

Essen, 27.08.2009

***********************************

Türk Turizmi Açısından Almanya Mercek Altına Alınacak
Türkiye´de siyasi ve üst düzey bürokratlarla görüşmelerde bulunan Türkiye Araştırmalar Merkezi (TAM) Vakfı Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay´ı makamında ziyaret etti. Türkiye Araştırmalar Merkezi´nin son dönem çalışmalarını bakana aktaran Şen, İzmir´in EXPO adaylığının başarıyla sonuçlandırılması için yurtdışı aktivitelerinin önemine değinerek, Almanya´nın Essen kentinde gerçekleştirilecek yılın ilk büyük turizm fuarına İzmir´in partner kent olarak kazanılmasının önemine işaret etti. İstanbul ve Essen´in 2010 yılında Avrupa´nın kültür başkentleri ilan edilmeleri nedeniyle gerçekleştirilebilecek çalışmalar üzerinde durulan görüşmede, Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı´nın Kültür ve Turizm Bakanlığı adına, Almanya´da Türkiye ve Türk turizmine bakış açısı ile ilgili bir araştırma gerçekleştirmesi kararlaştırıldı. Araştırma ile Türk turizmi için hala en büyük gönderici ülke konumundaki Almanya´da Türkiye´nin algılanışı ve beklentiler mercek altına alınacak.

Bugün Dış Türklerden Sorumlu Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu ile görüşerek, Avrupalı Türkleri ilgilendiren konularda bir brifing verecek olan TAM Direktörü Şen, yarın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ün konuğu olacak.

Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, Türkiye´de bulunmaktadır. Kendisine 05363750110 no.lu telefon kanalıyla erişebilirsiniz.

Essen, 23.01.2008

***********************************

Türkler En Önemli Sorun Olarak İşsizliği Görüyor
Almanya´nın iki eyaletinde 27 Ocak´ta gerçekleştirilecek eyalet seçimleri gündemde ilk sırayı alırken, Almanya´da yaşayan Türklerin politik sorun algılamaları, bu kitlenin oylarını hedefleyen partiler açısından büyük önem taşıyor. Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı´nın yıllık „Türk Göçmenlerin Yaşam Koşulları“ araştırması kapsamında Türklerin politik bakış açılarına dair derlenen veriler, Türk göçmenler açısından birincil politik sorunun işsizlik olduğunu gösteriyor. Ankete katılanların % 98,4´ü işsizliği önemli bir sorun alanı olarak nitelendirirken, gençlerin meslek eğitim yeri bulamamalarını sorun olarak görenlerin oranı % 94,5´i buluyor.

İki temel sorun alanında eksiklikleri giderecek politik açılımlar getirecek partilerin Türk göçmenlerin oylarını kendine çekme yönünde başarı sağlayacağını söyleyen Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı Direktörü Şen, „Almanya genelinde de çok ciddi bir sorun alanı olan işsizlik, Türkler arasında daha vahim bir görünüm sergiliyor. Almanya genelinde % 11,3 dolayında olarak tespit edilen işsizlik oranının, Türk göçmenler arasında % 22,8´e yükseldiğini görmekteyiz“ dedi. Türk göçmenlerin % 40´ı aşan bir bölümünün fakirlik sınırının altında bir gelir düzeyiyle yaşamını sürdürmek durumunda kaldığına dikkat çeken Şen, meslek eğitim olanağı bulan Türk gençlerinin sayısındaki düşüşün, son dönemde açılan gençler ve şiddet konulu tartışmalardan bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi. Şen, sosyal sorunların temelinde yatan işsizlik ve perspektif yoksunluğunun çözüm üretilmesi gereken öncelikli alanlar olduğunu kaydetti.

Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, Türkiye´de bulunmaktadır. Kendisine 05363750110 no.lu telefon kanalıyla erişebilirsiniz.

Essen, 22.01.2008

***********************************

“Dünya güvenliği” Münih’te mercek altına alındı
Almanya\'nın Münih kentinde yapılan, “41. Uluslararası Savunma Konferansı”ında, 44 ülkeden, 400\'e yakın politikacı ve uzman biraraya gelerek, NATO\'nun geleceğini ve bölgedeki yeni çalışma olanaklarını tartıştı.

Federal Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, konferansa katılamadı ama konferans için hazırladığı metin, Savunma Bakanı tarafından okundu. Schröder\'in, metin içindeki, artık NATO\'nun işlerinin yavaş yavaş bitirilip yeni birtakım diğer gelişmelere ağırlık verilmesi gerektiği yönündeki cümlesi, konferansın ilk gününde büyük bir karışıklık yarattı. Ikinci gün, Alman Dışişleri Bakanı Fischer, her ne kadar, bu konunun yanlış anlaşıldığını, NATO\'nun elbette ki öneminin süreceğini vurgulasa da, bir çok NATO üyesi veya NATO\'ya yeni üye olma şansı yakalayan ülke temsilcileri arasında, NATO ile ilgili tartışmalar yaşandı.

Avrupa Birliği\'nin, kendi güvenlik ve savunma kimliği politikasını oluşturması, Amerika\'nın da gözünden kaçmıyor. AB artık, gerek Balkanlar\'da, gerekse diğer yeni çatışma alanlarında, biraz da Amerika\'nın dışında kalarak, savunma fikirleri oluşturuyor, yeni politikalar izliyor. Bunun en açık örneğini de Irak\'ta gösterdi. O dönem, bir çok NATO ülkesi, Amerika\'nın Irak\'a yönelik politikasını desteklemeyerek olayın dışında kalmayı başardı.

Konferansta, Orta Doğu\'daki gelişmeler özellikle ele alındı. İlk kez konferansa katılan iran Savunma Bakanı\'nın konuşmasında verdiği ılımlı mesajlar, Avrupalılar tarafından destek gördü. Kuzey Kore\'nin atom silahlarıyla ilgili açıklamaları; Irak\'taki gelişmeler, iran ve israil-Filistin barışının gölgesinde kaldı. En ilginç gelişmelerden biri de Gürcistan yetkilisinin hem NATO hem de Avrupa Birliği\'ne girme konusunda yaptığı atılım oldu.

Kahve molalarında en fazla görüşülen konuların başında da Ukrayna geliyordu. Ukrayna\'daki son seçimlerin ardından, yeni Demokratik Ukrayna Hükümeti, tüm Avrupa Birliği ülkelerinin sempatisini kazandı ve ülkeyi AB\'ye yakınlaştırmayı başardı. Münih\'te, Polonyalı ve Baltıklı politikacılar, 2016 yılında Ukrayna\'nın AB içinde yer alabileceğini bile dile getirdiler.

Konferansta, Türkiye açısından en önemli gelişme, Hıristiyan Demokrat Parti Başkanı ve aynı zamanda Hıristiyan Demokratların 2006 yılı seçimlerinde başbakan adayı olarak ön gördüğü Angela Merkel\'in, Türkiye\'nin Avrupa Birliği\'nde yer alamayacağına yönelik yaklaşımı oldu. Türkiye\'nin kültürel ve yapısal açıdan AB\'ye uygun bir ülke olmadığını tekrar vurgulayan Merkel\'e, konuyla ilgili sert cevap, 2006 yılında Hıristiyan Demokratlarla bir koalisyon hükümeti kurması beklenen, Hür Demokrat Parti Başkanı Guido Westerwelle\'den geldi. Westerwelle, 2006 yılından önce, Türkiye\'deki gelişmeleri gözönüne almadan, ülkenin AB\'ye tam üye olamayacağını söylemenin sağlıklı bir yaklaşım olmadığını vurguladı.

Türkiye\'den konferansa hükümet adına katılan olmadı. Quandt-Stiftung ve konferansın sekiz yıldır organizasyonunu yapan Horst Teltschik, konferansa, Türkiye\'den de Dışişleri Bakanı ve Savunma Bakanı\'nı davet ettiklerini dile getirdi.

Avrupalılar, bu konuda bir yanlış yapıyorlar. Orta Doğu konusunda, Mısır Dışişleri Bakanı\'nı konuşmacı olarak getirirken, Irak ve diğer konularda Türkiye\'den konuşmacı niteliğinde bir hükümet yetkilisini çağırmamaları ya da dinleyici olarak davet etmemeleri pek doğru değil.

Tüm bunlara rağmen düzenlenen, “41. Uluslararası Savunma Konferansı”, savunma ve güvenlik konularında yeni perspektifler sundu. ABD Savunma Bakanı Rumsfeld, aynı sertliğini espirili bir şekilde sürdürdü. Toplantıda en çok dikkat toplayanlardan biri de Hillary Clinton\'dı. Clinton, konuşması ile yakında dış politika ve savunma konularına da ciddi bir şekilde eğilme hazırlıkları içinde olduğunu tüm katılımcılara gösterdi.


***********************************

Haksızlık etmeyelim...
Almanya’da, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giden yoldaki en büyük engelinin Hristiyan Demokratlar ve Hristiyan Sosyal Demokratlar tarafından çıkarıldığına yönelik bir kanı var.

Almanya’da kardeş parti olarak seçimlere giren Hristiyan Demokratlar tüm Almanya çapında teşkilatlanmışken Hristiyan Sosyal Demokratlar da yalnız Bavyera Eyaleti’nde teşkilatlanmış bir parti. Bavyera Almanya’nın en ilginç eyaleti. Kendilerini tam Alman saymazlar kendilerine göre bir dış ve ekonomi politikaları vardır. AB nezdindeki en büyük temsilcilik de Bavyera’nındır. Uzun yıllar Hristiyan Sosyal Demokrat başkanlığını ve Bavyera’nın başbakanlığını yapan Franz-Josef Strauß bu partiye ve Almanya’ya damgasını vurmuştur. Şimdi, Hristiyan Sosyal Demokratların başkanlığını Türkiye’ye karşıt olarak tanınan Stoiber yapmaktadır.

Bavyera’dan Türkiye’ye yönelik hep sert sözler gelmektedir. Aslında genel olarak bu kanının dışına çıkmak da mümkün. Türkiye’deki partilerde buna pek tanık olamasak da, parti liderinin söylediğinin dışına çıkılması biraz güç olsa da, dünyada hiç bir parti homojen bir yapıda değil ve aynı partinin farklı görüşleri barındırması da söz konusu.

Geçtiğimiz haftalarda, Bavyera Eyaleti’nin çok önemli isimlerinden biri olan Bavyera Eyalet Parlamentosu Başkanı Alois Glück’le beraberdim. Bavyera, İslamla diyaloğa ve müslüman ülkelere ayrı önem veren bir eyalet. Bavyera Parlamentosu’nda, Parlamento Başkanı Alois Glück’ün davetlisi olarak bir konferans verdim. Konferanstan evvel beraber olduğum başkan Glück, biz Türkiye’nin farkındayız, Şunu da biliyoruz ki Türkiye’nin AB içerisinde yeri herzaman vardır ve olacaktır fakat muhalefet partisi olarak, Türkiye’ye tam anlamıyla sahip çıkan Sosyal Demokrat ve Yeşillere karşı böyle bir politika izliyoruz görüşünü savundu. Türkiye’nin, Yunanistan ve İspanya’dan daha geri bir ülke olmadığını düşünen Parlamento Başkanı Glück, AB’ye yeni üye olan ülkelerle Türkiye’yi karşılaştırdığında bir çok açıdan Türkiye’nin daha ileri bir konumda olduğunu da dile getirdi.

Uzun süredir partisinin grup başkan vekilliğini yapan Parlamento Başkanı Glück, isteyerek bu konuma seçilmiş bulunuyor. Alois Glück ayrıca geçtiğimiz haftalarda Almanya’ya resmi bir ziyarette bulunan TBMM Başkanı Bülent Arınç’la görüşmüş olmanın onun için büyük bir zevk olacağını ve bu nedenle Arınç’ın Bavyera’ya gelmemesinden dolayı üzüntü duyduğunu da belirtti.

Genel olarak Almanya çapında Hristiyan Demokrat ve Hristiyan Sosyal Demokrat partileri Türkiye’ye karşı bir politika içine girerken, parti içinde çok önemli konumda olan kişiler de Türkiye’nin önemini tam anlamıyla kavramış durumda olan ve yüksek sesle görüşlerini dile getiren şahsiyetlerden oluşuyor. Bunun tam tersini Sosyal Demokrat Parti için de söylemek mümkün.

Başbakan Gerhard Schröder, Türkiye’nin tam üyeliğine destek verdiğini İstanbul’daki NATO Zirvesi’nde bir kez daha vurgularken, parti fraksiyonun bir çok üyesi buna hala karşı çıkmaya devam ediyor. AP’ye seçilen Sosyal Demokrat parlamenterler arasında Türkiye’ye sıcak bakmayanların sayısı Hristiyan Demokratlarla karşılaştırıldığında hiç te az değil.

Bavyera Eyaleti İçişleri Bakanı Beckstein da Türkiye’ye karşı çıkan politikasına rağmen her hafta sonu Türk örgütlerinde konuşmalar yapan, tatillerini Antalya’da geçiren ve Türkiye’yi çok yakından tanıyan bir politikacı. Bu açıdan Almanya’da herhangi bir hükümet değişikliği sözkonusu olsa bile Türkiye’nin bundan korkmasına gerek yok. Almanya’daki Sosyal Demokrat ve Yeşiller Hükümeti’nin yaklaşımı yeni gelecek hükümetlerde de devam edecek.

İki hafta kadar önce Alman Dışiçleri Bakanı Joschka Fischer’in, benim de içinde bulunduğum özel bir toplantıda söylediği Türkiye’nin AB yolunda, Fransa’yı ikna etmek için airbus alma konusu NATO Zirvesi’nde de tekrar gündeme geldi. Türk Hava Yolları’nın bunu çok ciddiye alması lazım. Yeni alınacak uçaklarda kalite açısından daha iyi olan airbusların oranının yüzde 80’lere çıkarılması Türkiye’nin bir çok konuda rahat etmesini de beraberinde getirecek.

Direktor des Zentrum für Türkeistudien

***********************************

39. MÜNİH SAVUNMA KONFERANSI

Savaş ve Turizm
10 gün evvel, Münih’te gerçekleştirilen 39. Savunma Sempozyumu’nda 54 ülkeden bakan, general ve uzmandan oluşan 300’ün üzerinde katılımcı vardı.
Türk Bakanları toplantıya katılmadılar ve Türkiye için büyük bir şansı kaçırdılar. Bu toplantıya katılan tek Türk olma şansı da bana kalmış oldu. Resmi yetkililerin olmaması, olaylara doğrudan Türkiye adına müdahale edememeleri çok büyük bir kayıp.
Maalesef toplantıyı organize eden Herbert Quandt Vakfı’nın Türkiye’deki muhalefeti ciddiye almaması, bu süre zarfında Münih’teki bir Türk kuruluşunun davetlisi olarak bulunan CHP Milletvekili Onur Öymen’i dinleyici olarak çağırmaması Türkiye’deki muhalefetin Avrupa’da pek de ciddiye alınmadığını tekrar ortaya koydu. ‹çine kapanıklık zincirini bir türlü kıramayan CHP, ‘tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış’ sözünü teyid edercesine, bugüne kadar önüne konan şansları hep teptiği için, artık kimse de bu partinin uzmanlarını uluslararası toplantılara davet etmiyor. Bu konuda bir zamanlar Türkiye’nin yıldızı olan Kemal Derviş’e yönelik davetlerin bile artık çok azaldığını görüyoruz.
***
Yeni sezonda Türkiye turizmi
Geçtiğimiz hafta iki günlüğüne gittiğim Antalya’nın Belek bölgesindeki otelleri gördüğümde büyük bir kuşku yaşadım. Türkiye’nin şu anda en güzel tesislerinden biri olan Robinson Nobilis, büyük bir başarıyla kapadığı 2002 yılının ardından, şu anda Almanya’dan planladığı 20 ‘event’ toplantısını Irak Krizi nedeniyle Türkiye yerine ‹spanya’ya ve ‹talya’ya kaydırmış durumda. Cennetten bir köşe olarak görebileceğimiz Türkiye’deki bu tesisler ne ‹talya’da ne ‹spanya’da var. Fakat Irak Krizi burada bizim önümüze yeni bir engel olarak çıkıyor. Aynı sorunu Belek’teki diğer tesislerde de görebiliriz.
Türkiye’nin ender Golf otelerinden biri haline gelen, Almanya’da başarılı bir iş adamı olarak tekstil sektörü yanında turizmde de önemli adımlar atan Ali Akkanat’ın Sirene Golf Otel’i, golf olanakları açısından dört dörtlük. Kış sezonunu Alman futbol kulüpleriyle geçiren bu tesis ve diğer tesisler geleceğe korku ile bakıyorlar.
Avrupa’lı turist çok ürkek. fiu anda sürdürdüğümüz bir araştırma çerçevesinde konuştuğum tüm TUR operatörleri de aynı görüşü savunuyorlar. ‹stanbul’un Irak sınırına 2000 kilometre, Antalya’nın Güneydoğu Anadolu’ya 800 km uzaklıkta olması durumu değiştirmiyor. Avrupalılar aniden rotayı, pahalı ve eski tesislere sahip olmasına rağmen, ‹spanya ve ‹talya’ya çevirmiş bulunuyor. Bu yıl turizmde kazananlar geçtiğimiz yılı kötü bir yıl olarak kapatan ‹spanyollar, ‹talyanlar ve Hırvatlar olacak. Bu konuda Türkiye’nin de pek somut adımlar attığı söylenmez. Kendi kendimize reklamını yaptığımız ve başarılı çalışmaları nedenleriyle ödül vermeyi sürdürdüğümüz turizmde, Türkiye’yi tanıtan şirketin Londra’daki, fuarda yaşadığı başarısızlığı Türk basınına büyük bir başarı olarak yutturma şansına sahip olduktan sonra, Almanya’da da aynı geleneğin sürdüğünü görüyoruz. Eş-dost ilişkilerine dayanan bu çalışmalar, Türkiye’nin ciddi olarak pazarlanmasını da sorunlu hale getiriyor.
Avrupa’nın turizm devi TUI geçtiğimiz yıl Türkiye’den çok memnundu. Robinson tesisleri yüzde yüzün üstünde bir doluluğu yakalamış ve ilk defa Türkiye’ye elit turist getirmeyi başarmıştı.
Münih’te savunma toplantısında yokuz. Fakat Londra’da, Berlin’de fuarlar olduğu zaman tüm takım gidiyoruz, kendi aramızda Türk turizminin tanıtımını yapıyoruz. Bu işler biraz “kendin pişir kendin ye” düzeyinde kalıyor. Kaybeden de Türkiye ve Türkiye’de her geçen gün de daha fakirleşen Türk halkı oluyor.



************sayı 41**********

Sayilarin Diliyle Almanya\'da 40 Yillik Türk Göçü

30 Ekim 1961 tarihinde, bundan 40 yil önce Türkiye ile Almanya arasinda isçi alimi anlasmasi imzalandi. Yaklasik 500.000 isgücü açiginin hüküm sürdügü o dönemde Almanya Italya, Portekiz, Ispanya ve Yunanistan ile de 1959 yilindan baslayarak isgücü alimi anlasmalari imzalamisti. 1961 yilinda Türkiye\'den Almanya\'ya 7.116 isçimiz gitti. Almanya, petrol krizi ve ekonomik durgunluk nedeniyle Kasim 1973\'te isçi alimini durdurdu. Bu tarihe gelindiginde ülkedeki Türk isçilerinin sayisi 910.500\'e ulasmisti.

Geçicilikten Kalici Topluma Adim Adim

Isin basinda, gerek Alman, gerek Türk tarafinin kisa süreli bir çalisma dönemi olarak planladigi bir süreç, zaman içinde kalici bir ikamete dönüsmüstür. Geri dönüs planlari sürekli ileri bir döneme ertelenmis ve sonunda büyük çogunluk tarafindan tamamen gündemden çikarilmistir. Gelecegini Almanya\'da geçirme karari Türk göçmenlerinin yasam biçiminlerinde yapisal degisiklikleri beraberinde getirmistir. Bu sürece paralel olarak bu insanlarin toplumsal uyum konusu ön plana çikmistir. Almanya\'daki Türk göçünün en belirleyici özelligi, bir isgücü göçü olmasidir. Göçmenlerin bu günkü uyum sorunlari ve perspektifleri bu durumla yakindan baglantilidir.

Almanya\'da yerlesikligi belirleyen, iki önemli faktör var, ki bunlar genellikle gözardi edilir: Birincisi, Türkiye\'ye mekansal uzakligi kisaltan teknolojik ilerleme. Özellikle telekomünikasyon alaninda gelisen teknoloji Almanya\'ya göçün ilk döneminde gecikerek ulasan veya hiç ulasmayan Türkiye gelismelerinin eszamanli olarak ulasmasini beraberinde getirmistir. Artik bir Türk ailesi Türkiye\'deki akrabalariyla Türkiye\'deki bir televizyon kanalini ayni anda izleyebilmekte ve ayni anda telefonla konu üzerine konusabilmektedir. Gelismis enformasyon düzeyi tepki süresini de dogal olarak kisaltmakta ve Türkiye\'deki konulara katilim ve görüs bildirme olanaklarini arttirmaktadir..

Almanya\'da kalisi etkileyen önemli ikinci faktör ise Türklerin sayisal çoklugudur. Türkler bu nicelik sayesinde geri dönmek zorunda kalmadan Almanya\'nin orta yerinde bir Türkiye yaratma imkanina kavusmus ve bu dünyada, bildik bir çevrede yasama ortamina ulasmislardir.

Birinci Kusak Türkler de Kalici

Almanya\'da yetisen ikinci ve üçüncü kusak Türkler yasamlarinin merkezi olarak Almanya\'yi seçmislerdir. Almanya\'daki Türklerin yarisindan fazlasi 20 yili askin bir süredir bu ülkede yasamaktadir. Tek basina emeklilerin, yani \"birinci kusak\" mensuplarinin sayilari bile ilginç sinyaller vermektedir. Türkiye Arastirmalar Merkezi\'nin tespitlerine göre 175.462 Türk artik Almanya\'da emeklilik hakkina kavusmus durumdadir. Bu sayi toplam Türk vatandasi sayisinin yaklasik % 8\'8\'ine denk gelmektedir. Bu oran Almanlar arasindaki emeklilik oranina (% 25,4) kiyasla oldukça düsüktür, ancak önümüzdeki yillarda emeklilik yasina gelen birinci nesil sayisinin büyük bir hizla artmasi beklenmektedir. Dolayisiyla Almanya\'daki saglik kurumlari ve sosyal kurumlar giderek artan oranlarda politikalarini geri dönecekleri beklentisiyle hiç hesaba katmadiklari bu kitlenin ihtiyaçlari dogrultusunda yönlendirmek zorunda kalmaktadirlar.
Diger bir konu ise Alman vatandasligi; bugün Almanya\'da 2,5 Milyon Türk göçmeninden 470.000\'i Alman uyruguna geçmis durumdadir. Türk göçmenleri Almanya\'da toplumsal, ekonomik ve siyasi her alanda Almanya\'daki isbölümünün önemli birer bileseni haline gelmislerdir.

Türk ve Alman Toplumlari Arasindaki Iliskiler

Türkiye Arastirmalar Merkezi (TAM) tarafindan Türklerin 1/3\'ünün bulundugu Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti\'nde yasayan göçmenler arasinda her yil düzenli olarak yapilan 1000 ölçekli ankette, Türk ve Almanlar arasindaki iliskilerin yogunlugu ve derecesi arastirilmaktadir. Bu arastirmanin 1999 ve 2000 yili sonuçlarina göre Türklerin yaklasik % 80\'i Almanlarla düzenli kontak içerisinde bulunuyor. Isyerinde Almanlarla kontagi olanlarin orani % 78 iken, arkadas çevresinde Almanlarla görüsenlerin orani % 75 olarak ortaya çikiyor.

Yeni Nesiller

Ikinci ve üçüncü kusak Türkleri Alman toplumunda giderek artan oranlarda saygin mesleklere yöneliyorlar. Bugün 30.000 Türk ögrencisi, Alman üniversitelerinde egitim görüyor ve hukuk, ekonomi, mühendislik ve sosyal-bilimler Türk ögrencilerin en çok tercih ettikleri branslar olarak agirlik kazaniyor.

Türk Göçmenleri Arasinda Girisimcilik

Türkiye Arastirmalar Merkezi tarafindan \"Avrupa\'daki Türk Girisimcilerin Ekonomik Gücü\" üzerine yapilan bir toplam 59.500 Türk girisimcisinin Almanya\'da faaliyetlerde bulundugu ortaya çikiyor. Almanya\'da bir Türk isletmesi basina düsen yillik ortalama yatirim miktari 228.000 DM olarak ortaya çikarken, toplam yatirim miktari da 2000 senesi sonunda 13,6 Milyar DM\'yi bulmustur. Isletme basina ortalama ciro miktari 936.000 DM olmus, yillik toplam ciro miktari ise 55.7 Milyar DM\'ye ulasmistir. Almanya\'daki 327.000 kisiye is olanagi saglayan 59.500 Türk girisimcisi, bu sekilde isletme basina 5,5 kisilik ortalama istidam yaratmaktadir.

Türkiye Arastirmalar Merkezi Direktörü
Faruk Şen


Reklam

Reklam

     
Content copyright © www.Ari-Magazin.com
Diese Website wurde von ImerDesign gestaltet.
Copyright © 2000-2001 ImerDesign