|  AB Türk Birlik Listesi
[Sayı: 82 – HAZİRAN / TEMMUZ / AĞUSTOS 2010]
Münih Yabancılar Meclisi 28 Kasım 2010 Pazar günü yeniden seçilecektir. Bizler Münih’ te yaşayan Türk toplumunun en geniş kesimlerini temsil eden birçok dernek, grup ve kişiler olarak geçen seçimde olduğu gibi bu seçime de „AB TÜRK BİRLİK LİSTESİ“ adı altında hazırlanıyoruz. On iki yıldan beri başkanlık görevini sürdüren biri olarak en önemli amacım, bu listeyi tecrübeli yabancılar meclisi üyeleri ve farklı alanlardan gelen donanımlı adaylarla oluşturmaktır.
Bu seçimler maalesef yine siyasal eşitlikten yoksun olduğumuz bir ortamda gerçekleşecektir. Elli yıldan beri Münih kentinde yaşayan biz Türkler ve bazı diğer göçmen gruplar hala yerel seçimlere katılma hakkından yoksunuz. AB Türk Birlik Listesi, bu acı ve kabul edilemez gerçekten hareket ederek, kuşaklardır burada yaşamını sürdüren ve Almanya toplumunun en dinamik parçalarından biri haline gelmiş olan Türk toplumunu en etkin ve verimli bir şekilde temsil etmeyi hedeflemektedir.
AB Türk Birlik Listesi’nin temel amaçlarından birisi, Alman toplumsal ve siyasal sistemini iyi tanıyan, Almanca ve Türkçe dillerine en iyi şekilde hakim olan; tüm yabancıların öncelikli sorunlarının tam bilincine sahip, hak ve çıkarlarımızı ısrarlı ve kararlı bir anlayışla savunabilecek; kişisel ve grupsal kaygı ve çıkarları aşabilen adaylarla Münih Yabancılar seçimlerine katılmak ve bu meclisi bütün göçmenlerin, azınlıkların etkin ve aktif sözcüsü haline getirmektir.
Avrupa Birliği üyesi olmayan ülke vatandaşlarının seçme ve seçilme haklarından yoksun oluşları, Almanya gibi demokrasisi gelişmiş bir ülkenin en büyük eksiğidir. Yabancılar Meclisi’nin iktidar yetkileri ve yaptırım gücü olmamasına karşın, halk tarafından seçilmesi yararlı ve olumludur. Çünkü bu seçimlere katılmak, Münih kentinde ve Almanya‘da siyasal ve toplumsal yaşamda aktif olarak yeralma iradesinin bir ifadesidir. Bu meclis aynı zamanda yerel yönetimlere istemlerimizi bildirme ve karar süreçlerine katkı sağlama yolunu açmaktadır.
Göçmenler ve Türkler arasında başta işsizlik ve yoksulluk olmak üzere sosyal sorunlar giderek büyümektedir. Almanya’ da ve Münih’ te başta Türkler olmak üzere insanlar etnik kökenleri veya dinsel-kültürel kimlikleri nedeniyle hemen hemen her alanda hala dışlanmakta, itilmekte, aşağılanmakta ve hor görülmektedir. Bu uygulamalara maruz kalan insanlar da kendilerine olan güvenlerini kaybetmekte ve içlerine kapanma eğilimine girmektedir.
AB Türk Birlik Listesi her türlü şiddete ve ayrımcılığa karşı çıkarak demokrasi, dayanışma içerisinde Almanya’da ortak bir geleceğin kurulmasına katkıda bulunmak, Münih’te yaşayan yerli halk ve göçmenler arasında önyargıları yıkmak, iletişimi sağlamak, dostluğu geliştirmek, hoşgörüyü artırmak kültürlerarası çekişmeleri anlaşmaya ve yabancılığı dostluğa dönüştürmek amacını gütmektedir.
AB Türk Birlik Listesi deneyimli, liyakat sahibi ve güvenilir kadrosuyle başta Türkler olmak üzere Münih’te yaşayan tüm yabancıların gür ve güçlü sesi olacak ve Yabancılar Meclisi üzerinden eşit haklar mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir.
[Sayı: 63 - ŞUBAT / MART 2007]
Sahipsizlik ve Ayrımcılık
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın ve beraberindeki heyetin Münih’e gerçekleştirdikleri ziyaretin en önemli duraklarından biri, Türk sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile görüştükleri toplantı oldu. Bu toplantıya ben de katıldım. Toplantıyı düzenleyen DTF Genel Başkanı Ali Kılıç, Baykal’ın açış konuşmasının hemen ardından, benden sorunlarımızla ilgili olarak genel bir değerlendirme yapmamı rica etti. Ben, yaptığım genel değerlendirmede ana hatlarıyla şu düşünceleri dile getirdim:
Almanya’daki kırkbeş yıllık göç sürecimize, Türkiye’den kaynaklanan sorunlarımız açısından baktığımızda hepimize hakim olan duygu ‘sahipsizlik’ duygusudur. Gelmiş geçmiş hiçbir hükümet, sorunlarımıza ciddi bir şekilde eğilmemiştir ve kalıcı çözümler aramamıştır. Yalnızca döviz makinası olarak görülen biz ‘gurbetçiler’in sorunları üst üste yığılmış ve yarına devredilemeyecek bir hal almıştır. Bu sahipsizlik duygusunun uzun vadede daha büyük ciddi tepkilere dönüşme tehlikesi vardır. Türkiye’deki siyasi partilerin bu tehlikeyi önlemek için acil ‘güven oluşturucu adımlar’ atması gerekmektedir. İlk iş, anayasal hakkımız olan seçme ve seçilme hakkının hayata geçirilmesidir. Bir sonraki seçime değil önümüzdeki seçime katılım mümkün olmalıdır. Partiler yurtdışında da teşkilatlanmalı ve kapılarını yurtdışında yaşayan Türkler’e de açmalıdırlar. Böylece sorunlar ve çözüm önerileri dolaysız olarak konunun muhatapları tarafından dile getirilebilir ve işin peşi kolay kolay bırakılmaz.
* Yurdışı hizmetleri tek elden yönetilemediği için istenilen sonuç ve verim alınamamaktır. Şu anki devlet bakanlığı böylesine ağır ve kapsamlı bir yükün altından kalkamaz. Yurtdışı Türkler Bakanlığı kurulmalıdır ve geniş yetki ve bütçeyle donatılmalıdır.
* Türkiye ile anadamarlarımız olan Türk dili, tarihi, kültürü ve sanatını çocuklarımıza öğretecek Türk Kültür Enstitülerine acil ihtiyaç vardır.
* Türkiye’nin Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinde Avrupa’da yıllardır yaşayan ve çalışan insanların bilgi, beceri ve ilişkilerinden daha iyi faydalanılmalıdır.
* Yurdışına yayın yapan radyo ve televizyon yayınlarının içeriği ve kalitesi yeniden gözden geçirilmelidir.
Türk kökenli göçmenler olarak durumumuza, Almanya’dan kaynaklanan sorunlar açısından baktığımızda hepimize hakim olan duygu ise ‘ayrımcılık’ duygusudur. Hayatın her alanında üçüncü sınıf muamele görmenin sonucu olarak ekonomik krizden, sosyal ve siyasal eşitsizlikten en fazla etkilenen göçmen grubuyuz. Irkçılığa ve yabancı düşmanlığına en fazla mağdur bırakılan bir kitle durumundayız. İslam dinine karşı beslenen önyargıların, kin ve nefretin en bariz şekilde yüzüne vurulduğu topluluğuz. Kırkbeş yıldır bu ülkenin kalkınmasına ve refahına katkıda bulunurken hala yerel seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılmaktayız. Alman Öncü Kültürünü bize şırınga etmek adına Türkçe dili okullların dışına atılmaktadır. Yalnızca Türkler’in çifte vatandaşlığını engellemek için bütün yollar denenmiştir. İstenilmediğimiz bize hergün hatırlatılmaktadır. Özetle sahipsizlik ve ayrımcılığın arasında sıkışıp kalmış ve kendi yolunu kendisi bulmak zorunda bırakılmış insanların çaresizliği. Ama umudu ve direnci de içinde barındırabilen bir çaresizlik. CHP liderine ve heyetine bu duygular iletilebildiyse yapılan toplantı başarılı geçmiştir denilebilir.
******************************
Türk Birlik Listesi / Türkische Einheitsliste
3-9 Mayıs 2004 tarihleri arasında Münih Yabancılar Meclisi seçimi yapılacaktır. Münih’te yaşayan Türk toplumunun hemen hemen tüm kesimlerini temsil eden dernekler ve gruplar olarak bu seçime ortak bir liste ile katılıyoruz.
Bu listenin adı TÜRK BİRLİK LİSTESİ / TÜRKISCHE EINHEITSLISTE’dir.
Bu liste Münih’te bir ilke imza atmıştır ve hepimizin yıllardır özlemini çektiği birlik ve beraberliğin mümkün olduğunu göstermiştir.
Hepinizin bildiği gibi, en son 1997 yılında yapılan seçime ne yazık ki çok dağınık ve parçalanmış olarak girmiştik. Bu dağınıklığa rağmen seçim sonrası büyük bir olgunluk örneği sergilemiş ve yönetim kurulu seçiminde ortak hareket etmiştik.
Yabancılar Meclisinde temsil edilen bütün Türk grupları arasında çok uyumlu giden bir çalışma hepimize çok şey kazandırdı. Aramızdaki önyargıları ve çekişmeleri bir yana itmemizi sağladı. Yabancı olmamızdan kaynaklanan sorunların kendi kişisel ve grupsal çıkarlarımızdan daha önemli olduğunu hepimize öğretti.
Bu uyumlu ve güçlü birlik sayesinde Münih Yabancılar Meclisini olması gereken yere getirdik. Yabancılar ve göç konularında muhatap olarak kabul edilen ilk adres Yabancılar Meclisi olmuştur. Projeleri ve geniş kitlelere yönelik faaliyetleri çok büyük ilgi gören bir kurum haline gelmiştir.
Bu olumlu tecrübelerin ve kazanımların ışığında hep birlikte hareket etmenin artık bir zorunluluk olduğunu gören bütün dernek ve gruplar bir araya gelip yep yeni bir birlik ruhu ve heyecanı yaratmışlardır.
Türk Birlik Listesi olarak en önemli hedefimiz Yabancılar Meclisindeki son altı yıldaki başarılı ve uyumlu çalışmanın devam ettirilmesidir.
Türk Birlik Listesi olarak bir diğer önemli hedefimiz de, Yabancılar Meclisi Seçimi’ne, Alman toplumunu ve yerel sistemi iyi tanıyan, Almanca ve Türkçe dillerine hakim, haklarımızı gerçekten savunabileck, uyum konusunda tutarlı girişimlerde bulunabilecek, kişisel ve grup çıkarlarını aşabilen adaylarla girerek, bu meclisi bütün yabancıların, azınlıkların aktif ve etkin bir sözcüsü haline getirmektir.
Şimdi hepimize düşen görev bu birlik ruhu ve heyecanını seçim sandığına yansıtmaktır.
Türk Birlik Listesi’nin adına layık bir şekilde temsil edilmesi sizlerin aktif bir şekilde katılmanıza ve oy kullanmanıza bağlıdır.
Herkes kendi yakın çevresinde bu seçimin neden önemli olduğunu ve Türk Birlik Listesi’nin neden desteklenmesi gerektiğini anlatabilir.
Çünkü, sonuçta kazanacak olan hepimiziz.
O halde haydi seçime! Haydi Türk Birlik Listesi’ni desteklemeye!
******************************
Pisa Araştırması, Almanya ve Türk Çocukları
Ekonomik işbirliği ve Kalkınma örgütü OECD’nin 32 ülkede okulların eğitimve karşılaştırmalı olarak ölçtüğü Pisa araştırmasından çıkan sonuç, Almanya’yı kelimenin tam anlamıyla şoka uğrattı.
32 ülkede toplam 250.000 öğrencinin aynı test sorularına tabi tutulduğu bu araştırmada Almanya açısından çıkan sonuç şöyle olmuştur: Okuma ve okunan metni anlamada Alman öğrenciler 32 ülke arasında ancak 25. sırayı; temel matematik eğitiminde 22. sırayı; doğa bilimlerinde ise 23. sırayı elde edebilmişlerdir. Araştırmada en iyi sonuçları ise Finlandiya, Avusturalya ve Yeni Zelanda elde etmiştir.
Bu araştırma, genel anlamda Alman eğitim sistemi ve kurumlarının yalnızca başarısızlığını değil, aynı zamanda ne kadar adaletsiz olduğunu da ortaya çıkarmıştır: Çocukların okul başarısında, bu çocukların sosyal kökeni hiçbir endüstri ülkesinde Almanya’da olduğu kadar belirleyici bir unsur değildir. Üst katmanlardan gelen çocukların liseyi bitirme şansı, alt katmanlardan gelenlere göre dört kat daha fazladır.
Bavyera Başbakanı Edmund STOIBER ‘in başını çektiği bir grup Alman politikacı, Almanya’nın bu kadar kötü sonuçlar almasını, Almanya’da sayıca çok olan Türk çocuklarının yeteri kadar Almanca bilmemelerinden kaynaklandığını savunsalar da, Pisa araştırması, Almanya’da doğan ve burada okula giden Türk çocuklarının mahkum edildiği kaderi de gözler önüne sermiştir. Almanya, diğer endüstri ülkelerine göre, yabancı çocukların başarısını ve entegrasyonunu en az teşvik eden ülkelerden biridir. Norveç, İsveç ve İsviçre gibi ülkelerde ana okullarına büyük teşvik yatırımları yapılmakta, tam gün okul hizmeti verilmekte ve ek dil dersleri sunulmaktadır.
Çocukların temel eğitimine ayrılan bütçe kaynakları karşılaştırıldığında Almanya açısından ortaya çıkan olumsuz sonucun temel nedenlerinden biri daha iyi anlaşılmaktadır: 2001 yılında Almanya’nın milli gelirinden eğitime ayırdığı pay %4,6’dır. Bu oran OECD ülkelerinde ortalama %5,3’tür
Türk çocukları açısından Pisa araştırmasının ortaya çıkardığı en önemli gerçek şudur: Türk çocuklarının okulda yeteri ölçüde başarılı olamamalarının en büyük nedeni, tıpkı kendi sosyal konumlarında olan Alman çocuklarında olduğu gibi, var olan haksız ve eleyici okul sisteminin kendisidir. Ve bu sistemin devlet tarafından yeteri ölçüde desteklenmemesidir.
Bu okul sisteminin temelden değiştirilmesi, haksızlık ve eleyicilik yönlerinin en aza indirgenmesi, çocukların ana okullarında ilk öğretim kurumlarına daha iyi hazırlanmaları, yarım günlük okuldan tam günlük okula geçilmesi, eğitime daha fazla kaynak ayrılması, öğretmenlerin daha iyi eğitilmesi, ana - babalartn okula daha iyi entegre edilmeleri, eğitim politikasının en önemli ve en acil hedefleri olmalıdır.
Bir sonraki OECD araştırmasında Almanya’nın üst sıralara tırmanması ancak bu hedeflere ulaşılmasıyla mümkün olacaktır. Bu durumdan da sosyal durumu iyi olmayan bütün ailelerin çocukları, ama en başta Türk çocukları faydalanacaklardır.
************ 35. SAYI ************
EĞİTİM SEFERBERLİĞİ
Bir insanın toplum içerisindeki sosyal konumuna ve ilişkilerine damgasını vuran en belirleyici etkenlerden biri, o insanın aldığı eğitimdir. Bir kültürel azınlık grubunun genel toplum hiyerarşisi içerisindeki yerini de belirleyen temel ölçütlerden biri , o grubu oluşturan bireylerin ortalama eğitim düzeyleridir.
Bu ifadeler, toplum ve eğitim bilimlerinin en basit gerçekleridir.
Bu gerçekler ışığında, Almanya’da yaşayan yabancı gençlerin durumuna baktığımızda karşımıza nasıl bir tablo çıkmaktadır?
Bu konuyla ilgili yayınlanan istatistiki sayılara baktığımızda durumun hiç te iyi olmadığı ortaya çıkmaktadır: Bavyera eyaletinde 1998 yılında her yüz yabancı öğrenciden 24‘ü Hauptschule diploması bile alamadan okulu terketmiştir. Bu oranın 1990 yılında yalnızca 20 olduğu düşünülürse, sekiz yılda kaydedilen % 4‘lük artışın kaygı verici olduğu söylenmelidir.Bir okul diploması olmadan meslek ve iş yaşamına başarılı bir şekilde atlamanın mümkün olamayacağını herkesin bilmesi gerekmektedir. 1990 yılında Münih’te 25 yaşın altında işsiz olan gençlerin arasındaki yabancı oranı % 38,5‘tur.
Bu sayılardan hareketle şu genel tespiti yapabiliriz: Almanya’da yaşayan yabancı gençlerin en önemli sorunu, eğitim sorunudur.
Sayıca çok az olan başarılı istisnaları bir yana bırakırsak şöyle bir iddiada bulunabiliriz: Yabancı çocukların doğup büyüdükleri ortam, ne yazık ki, bu çocukların sağlıklı bir gelecek perspektifi geliştirmelerini özendirici ve destekleyici bir yapıya sahip değildir.
Bu acı gerçekler ve tespitler nedeniyle üzerinde ivedilikle durulması gereken temel konu eğitim olmalıdır. Çocukların geleceğe daha iyi ve donanımlı hazırlanabilmesi için geniş çaplı eğitim seferberliğine acil gereksinim vardır.
Eğitim, yalnızca okulda alınan eğitim olarak anlaşılmamalıdır. Bebeklerin erken çocukluk döneminden ana okullarına, ilk okuldan üniversiteye, okul dışı eğitimden meslek geliştirmeye kadar yaşamın bütün alanlarına uzanan bir eğitimdir burada söz konusu olan.
Eğitim, yalnızca çocukların eğitimi olarak ta algılanmamalıdır. Ailenin tümünü ve yetişkinleri de içine almalıdır. Özellikle anne-babayı içine almayan bir eğitimin çocuklar üzerindeki etkisi de sınırlı kalacaktır.
Almanya’daki geleceğimize ve sosyal konumumuza damgasını vuracak olan da genel eğitim düzeyimiz olacaktır. Bu düzey yükseltilmedikçe imajımızın düzelmesi de mümkün olmayacaktır.
O halde tek tek bireylerin, ailelerin, derneklerin ve diğer kurumların kendilerine düşen sorumluluğu derhal yerine getirmeleri ve geniş çaplı bir eğitim seferberliğine katkıda bulunmaları gerekmektedir.
Cumali Naz
Münih Yabancilar Meclisi Baskani
************ 33. SAYI ************
MÜNİH’TE KONUT SORUNU VE YABANCILAR
2002‘nin Mart ayında yapılacak Münih yerel seçimlerinin kaderini belirleyecek ana konu, Münih’te yaşanan ‘konut kıtlığı‘ ve izlenmesi gereken ‘konut politikası‘ olacaktır.
Konut kıtlığı ve izlenmesi gereken konut politikası tartışılırken, belirli kesimler geçmişte olduğu gibi, bu seçimlerde de yabancılara ama özellikle Türklere karşı besledikleri önyargıları yeniden körükleyecekler ve dışlayıcı önerilerde bulunacaklardır.
Bilindiği gibi, bu önyargıların içinde en yaygın olanı şudur: Yabancılar, ama özellikle Türkler, sosyal konutların büyük bir bölümünü ele geçirmişlerdir ve kendi ‘getto’larında yaşayarak Alman komşularını taşınmaya zorlamaktadırlar.
Bu önyargının ne kadar temelsiz ve yanlış olduğunu, gerek sosyal konut idaresinin her yıl yayınladığı rakamlar gerekse de 1996 yılında yapılan genel bir araştırma ortaya çıkarmaktadır: Bu rakamlara göre, sosyal konutlarda oturan Alman ve yabancı ailelerin oranları hemen hemen aynı düzeydedir. Toplam yabancı ev hanesinin % 14,3‘ü sosyal konutlarda otururken, toplam Alman ev hanesinin % 14‘ü sosyal konutlarda oturmaktadır.
2000 yılında dağıtılan sosyal konutların % 60‘ı Alman ailelerine, % 40‘ı yabancı ailelere verilmiştir.
Bu rakamların bazı politikacılar tarafından nasıl çarpıtıldığını veya çarpıtılabileceğini kısa bir süre önce yaşadık: Yabancılar Meclisi’nin en son genel kurulunda, sağ partiye mensup bir belediye meclis üyesi, sosyal konutlardaki yabancı oranını % 70 olarak tahmin ettiğini itiraf etti.
Yabancıların oturdukları konutlarla ilgili bilinmesi gereken başka önemli gerçekler de vardır: Bu gerçeklerden biri, yabancıların ağırlıklı olarak oturdukları evlerde metrekare başına ödenen kira miktarı, Almanların ağırlıklı olarak oturdukları evlerdeki kira miktarına göre 2 Mark daha fazladır. Bir diğer gerçek, yabancı ailelerin Alman ailelerine göre daha dar konutlarda yaşadıklarıdır. Yabancı ailelerde kişi başına düşen metrekare miktarı Almanlardaki miktardan 9 metrekare daha azdır.
Yabancıların konut arayışında karşılaştıkları zorluklar ve dışlayıcı uygulamalar ise bir başka acı gerçektir. Kısa bir süre önce Kiracılar Meclisi ile bu sorunu araştırmak amacıyla küçük çapta bir araştırma yaptık. Dört haftalık bir zaman diliminde gazetelerde çıkan konut ilanlarına sırasıyla önce bir yabancıya daha sonra bir Almana telefon açtırdık. Çıkan sonuç, yabancıların ne denli ayrımcı uygulamalara maruz kaldıklarının en iyi kanıtı oldu: Toplam 64 konut ilanına telefon açan yabancıya, 39 konutun kiralanmış olduğu söylendi. Kiralanmış olduğu söylenen bu ev ilanlarına yabancıdan hemen sonra telefon açan Almana ise toplam 17 konutun hala kiralanmamış olduğu veya alternatifler sunulabileceği söylendi.
Yabancıların Almanya’ya en iyi şekilde nasıl entegre edileceğinin tartışıldığı bu günlerde bu gerçeklerin bilinmesi şarttır. Güncel yaşamda karşılaştığımız bu tip ayrımcı uygulamalar devam ettikçe entegrasyon hedefinin yalnızca bir ‘iyi niyet‘ olarak kalacağını da en başta politikacıların bilmesinde fayda vardır.
************ 32. SAYI ************
ALMANYA’NIN GÖÇ POLİTİKASI ÜZERİNE
Almanya’nın orta ve uzun vadedeki geleceği, izleyeceği ve uygulayacağı göç politikasına bağlı olacaktır.
Almanya’nın nüfus yapısında son yıllarda meydana gelen radikal değişiklikleri sayılarla ortaya dökünce, bu öngörünün ne kadar gerçekçi ve haklı olduğu daha kolay anlaşılabilir: 1961 yılında kadın başına ortalama olarak 2,45 doğum gerçekleşirken, bu sayı 2000 yılında 1,36‘ya düşmüştür. 1960/62 yıllarında ortalama ömür süresi erkeklerde 66,86 kadınlarda 72,39 yıl iken, bu sayı 1997/99 yıllarında erkeklerde 74,78‘e kadınlarda 80,72 yıla yükselmiştir.
Bugün itibarıyla genel nüfusun üç büyük yaş grubuna dağılımı ise şöyledir: 20 yaşın altındakiler % 21,4; 20-65 yaşları arasındakiler % 62,6; 65 yaş üzerindekiler % 15,9.
Yukarıdaki nüfus verilerinden hareketle, önümüzdeki 50 yıl için genel nüfus gelişimi için yapılan matematiksel tahminler ise şöyledir: Almanya’ya göç eden ve Almanya’dan geri göç eden insanlar arasındaki farkın sıfır olması durumunda (ohne Zuwanderungsüberschuss) bugün 82.037.000 olan nüfus 2050 yılında 59.030.900‘e inecektir.
Almanya’ya göç eden ve Almanya’dan geri göç eden insanlar arasındaki farkın +200.000 olması durumunda dahi (Zuwanderungsüberschuss), bugünkü nüfusun 2050 yılında 70.381.400‘e ineceği tahmin edilmektedir.
Genel nüfustaki bu gelişmelerin en büyük etkisi, yukarıda sözünü ettiğim yaş gruplarında şu şekilde hissedilecektir: Göç farkının +200.000 olması durumunda bile, 20 yaşın altındakilerin oranı 2050‘de % 16.3, 20-65 yaş arasındakilerin oranı % 55‘e inerken, 65 yaş üzerindekilerin oranı % 15.9‘dan % 28.7‘e çıkacaktır.
Bu sayıların ilk bakıştaki yorumu şudur: Alman genel nüfusu gittikçe azalmaktadır ve aradaki açık yeni göçmenlerle doldurulmak zorundadır. Çalışma yaşında olanların genel nüfustaki oranı gittikçe azalırken, emeklilik yaşında olanların oranı önümüzdeki 50 yıl içinde hemen hemen ikiye katlanmaktadır. Bugünkü hayat standartını ve sosyal güvenlik sistemini aksatmadan ayakta tutmanın tek yolu, Almanya’nın akılcı bir göç politikasını izlemesi ve uygulamasıdır.
Bunun başka seçeneği yoktur.
Alternatif olarak öne sürülen ve aile politikasının değiştirilmesi ve çocuk parasının yükseltilmesi doğrultusunda yapılan önerilerin finansmanı imkansız gibi görünmektedir.
O halde, yabancılar ve göç politikasını ön yargılarla değil, bu gerçekler ışığında tartışma ve sonuca bağlama zorunluluğu vardır.
Cumali Naz
|