Ari Magazin
ARI MAGAYİN
2010-07-27 * Sayı 82
Ana sayfa
Politika
Eğitim & Meslek
K Ö Ş E  Y A Z I L A R I

Dernekler
Kültür, Sanat
Augsburg
Münih Yabancılar    Meclisi
Basından Seçmeler

Spor
Müzik
Röportajlar
Duyurular
Dergah
Turizm
Hayatın içinden
Istanbul/Ankara

Gastronomi
Ne, Nerede ?
Finans, Emlak
Sağlık, Güzellik
Şiirler, Mizah
Burçlar
Okur yazıları

Bulmaca
E - Post
Künye
İrtibat
Reklam bölümü
Web Design
Linkler
login
Almanca

Köşe Yazarları

YazarlarProf. Dr. Faruk ŞEN
YazarlarCumali NAZ
YazarlarNihat ZUHURİ
YazarlarChristian UDE
YazarlarKonuk yazarlar

Nihat ZUHURİ
Merhaba ya şehr-i Ramazan Merhaba


Ey iman edenler, sizden önceki ümmetlere farz olduğu gibi, size de oruç farz oldu.Ta ki; bu yoldan masiyet işlere karşı kendinizi koruyunuz.(2/183)
- Allah-u Taâlâ’nın :
-<> Manası ile buyurduğu bir âyet-i kerime duyduğun zaman, ona iyi kulak ver. Zira , bu hitapla , Allahu Taâlâ, sana bir emir vermek diler; yahut bir yasaktan seni almak murad eder..

Selman-ı Farisi Resullullah s.a. Efendimizden şöyle anlatmıştır.Resulullah s.a. Efendimiz şöyle buyurdular. - << Büyük bir ay olan ramazan ayı, size yaklaştı.. Bu ay, uğurlu bir aydır. Bu ayda, öyle bir gece vardır ki ; bin aydan hayırlıdır.

Allah-u Taâlâ, bu ayın gündüzlerinde oruç tutmayı farz kıldı. Gece ibadetlerine devam etmemizi rızasının kazanılmasına vesile kıldı.

Bu ayda her kim hayırlı bir hasletle Hakka yakınlık kazanır veya farzlarından bir farzı eda eder ise.. diğer aylarda yaptığı yetmiş farz ibadete bedeldir.

Bu ay sabır ayıdır.. Bu ay bolluk ayıdır. Bu ayda mümin kulun rızkı artar. Bu ayda , bir kimse, bir mümin kula iftar ziyafeti verir ise; günahlarının bağışlanmasına sebep olur; boynunu cehennem ateşinden kurtarmış olur..

Bu arada, sahabe-i kiram şöyle dedi:
-Ya Resulallah , bizden hemen herkesin oruçluya iftar ziyafeti vermeye gücü yetmezki?. Resulallah s.a. efendimiz buna karşılık şöyle buyurdu: -<> Resulullah s.a. efendimiz şöyle devam etti : - <
Allah-u Taâlâ ramazan günlerinden her birinde; kadın ve erkek kullarından nice nice kimseleri cehennemden azad eder.. Hem de güneşin doğuşundan batışına kadar.. Allah-u Taâlâ’nın hemen her semada bir seslenici meleği vardır. O meleğin bir kanadı batıda, bir kanadı da doğudadır. O melek şöyle seslenir :- Hiç tevbe eden yok mu ki; tevbesi makbul olsun?. Hiç duâ eden yok mu ki; duâsı makbul edilsin?. Allah tan yardım dileyen zulme uğramış bir kimse yok mu ki, Allah ona yardım etsin?.

-Allah’tan bağışlanmasını isteyen yok mu ki; Allah onu bağışlasın?.
Hiçbir dilekte bulunan yok mu ki onun dileği yerine gelsin?. Yüce yaradan, ramazan ayının tümünde şöyle seslenir: -<< Ey erkek ve kadın kullarım; sevinin, sabredin ve orucunuza devam edin.. Yakında sizlerden sıkıntıyı kaldıracağım. Rahmetime ve ikramıma nail olacaksınız . Kadir gecesi geldiği zaman, Cebrail aleyhisselam, meleklerden oluşan büyük bir kafile ile yer yüzüne iner. Ayakta durup namaz kılan her kula; oturup Allah’ını zikreden her kula uğrarlar.. onun için Allah’tan rahmet ve bağışlanma talebinde bulunurlar ..>>

-Oruçlunun uykusu ibadettir; susması tesbihtir; duası makbuldur; amelinin sevabı katkattır. Ebu Hüreyye r.a. Resullullah s.a. efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı: -< duygularını bırakır..

Oruçlu için iki ferahlık vardır. Biri iftar zamanıdır; diğeri de Rabbi ile karşılaşdığı zaman. Mümine düşen odur ki ; orucu yalnız aç kalmak sanmayıp, bütün azalariyle oruç tutması lazım geldiğini bilmesidir. Gözünü harama bakmaktan, dilini kötü söz söylemekten, kalp kırmaktan, sakınmalıdır.Çokca kuran okumalı, cenab-ı hakkı çok zikretmelidir.

Kulağını mâlâyani sözlerden haram kılınan şehvan-i çalgıların her birisinden uzak tutmasıdır. Ayağını mescidlere Allah’ı çok zikreden toplumların olduğu yere ulaştırmasıdır.

Cenab-ı hakkı çok düşünmeli ve onun yüce yaratıcılığını, ihsanını, ikramını, Rahmetini bağışlayacılığını, ve bizlere verdiği sonsuz nimetlerini düşünmeli ve cenab-ı Hakka canı gönülden şükretmeli, ve hamdü senada bulunmalıdır.

Merhaba ey şehr-i Ramazan merhaba
Merhaba ey şehr-i Rahmet merhaba
Merhaba ey şehr-i Kuran merhaba

On bir ayın sultanısın
Dertlilerin Dermanısın
Hak’ın bize ihsanısın
Merhaba ey şehr-i gufran merhaba

Nur ile doldu yine kevn’ü mekân
Geldi Lutf ile mübarek ramazan
Zeyn olup açıldı ebvâb-ı cinan
Geldi hoş lûtf ile şehr-i ramazan


*********** Sayı 81***********

İlmi ledün
Velilerin hikmetleri, ilmi bil-lah (Allahın ilham ettiği ilim) dir ki bu gerçek ilimdir, hâl ilmidir, aşk ilmidir, bâtın ilmidir ( zahir gözle bilgiyle, satırlardan elde edilemeyen) sudur ilmi (göğüsler ilmi) ve kalplerin ilmidir. İlhâm ilmidir. Bu ilim, dertlerin bilinmesi, ayıpların örtülmesi, günâhların kefâretidir.

İlmi-bil-lah , hikmetler adıyla bilinir ve Kuran-ı Kerimde büyük hayırla vasıflandırılmıştır. Bunun isteklisi, açlık ve uykusuzluğa katlanandır.

Bedenle ruhun birbirinden ayrılmayışı gibi, ilimle hikmet de birbirinden ayrılamaz. Batın ilmi, gönlün hallerindendir. Gönül ise Meleküt âleminin hazinesidir. Zâhir ilim, dünya ilmi, kitaplarda yazılı ve halk içinde meşhurdur. Bâtın ilmi ise Allah içindir ve göğüslerde mevcuttur, kapalıdır. Halka bildirilemez . Onlardan saklı ve memnüdur. (yasaktır.) Bâtın ilmi vardır. İnkâr olunamaz, belli edilse (açıklansa) herkes anlayamaz. Velilerin hikmetlerini inkâr eden akılsız ve cahildir. Böylelerinin sonuçları , en az hikmet zevkinden mahrum olmaktır. Zâhir ilim, öğretim yolu ile kazanıldığından sınırlıdır ve sonucu vardır. Allah ilminin ne sınırı , ne de sonucu vardır.

Ebu Hureyre Ranhu şöyle buyurur Allah’ın Resûlünden iki yönlü ilim öğrendim. Bir ilmi halk anlar, onları anlattım, ikinci bir ilim varki; onları açıklasam benim kanımı helâl kılar beni katlederler.

İşte bu ilim, ilmi Ledün (Batın ilmidir) Hz. Muhammed A.S. Bir hadisi şerifinde şöyle buyurur (Ene Medinetün İlmu Aliyyün Babuha ) “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır.” buyurmuşlardır. “Kim bu ilmi Ledüne varmak isterse, Ali kapısından girsin.” Cenab-ı Alinin bir lâkâbı da şah-ı velayettir. Yani velilerin şah-ıdır. Hz.Muhammed A.S. son peygamberdir (Hatemen Nebiyyündür). Ondan sonra peygamber gelmeyecektir. Nübüvvet son bulmuş ve velayet kapısı açılmıştır. Veliler irşad vazifesini kıyamete kadar devam ettireceklerdir.

Ulu velilerin faziletleri, bereketleri, Kuran-ı Kerim ayetleriyle ve hadislerle bildirilmiştir. (Cenab-ı Hak, bu hususu, Kuran-ı Kerimde birçok ayetlerle belirtmiştir.

Âyetlerin meali :
“ Allah, iman edenlerin yardımcısıdır. Onları karanlıklardan (kurtarıp) nura çıkarır . Küfredenlerin dostları ise şeytandır.”
“ Haberiniz olsun ki, Allahın veli kulları için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.”
“ Allahın velileri gerçek takvâ sahipleridir.”
“ Allah takvâ sahiplerinin yardımcısıdır.”
“ Ey Rabbim, dünyada da âhirette de benim yârimsin .Benim canımı Müslüman olarak al . Beni sâlihler zümresine kat.”
“ O çok esirgeyen (Allahın has ) kulları ki onlar yer yüzünde vekar ve tevâzu ile yürürler.”
“ Kendilerine, beyinsizler ( Hoşa gitmeyecek) Lâflar attığı zaman selâmetle deyip geçerler.”
“ Onlar ki Rablarına, secde ederek ve ayakta durarak ibadet ederler, onlar için felah vardır.”
“ O erkekler ki ne ticaret, ne alış veriş (hiçbirşey) onları, Allah’ı zikretmekten (anmaktan) alı koymuyor. İşte onlar Felâha ererler.”

Kudsi Hadisler :
Bana bağlanmış olan velilere, Ben de itaat ederim (dileklerini yaparım) onlar da benim izzet ve Celâlime kuvvetli ve mühkem tutunurlar.

Kim ki velilerime ikrâm da bulunursa onu, kendime yapılmış sayarım.Velilerim, kubbelerimin altındadır. Benden başka onları, kimse bilmez .

Hz. Muhammed A.S. Ef. Buyururlar. “Ümmetimin velilerini görenler Cenab-ı Hak-kı anarlar. Çünkü; Velilerin yüzleriyle müşerref olanın kalbinde Allah adı bulunur.”
“ Dünya, ahiret ehline, ahiret dünya ehline, her ikiside Allah ehline haramdır. Allah ehli ise ulu velilerdir.”
“ Akıllı olan, velilerin hikmetlerine meyl eder.Ve onlarla amil olur. Arif olan, bu hikmetleri bilir. Hikmetleri öğrenmek ve hikmetlerin lezzetleriyle nimetlenmek bir mutluluktur. Velilerin hikmetlerini saklayan hakikatlerden faydalanıp onları söyleyenin kadir ve kıymeti yükselir, aziz olur. Kalbi tertemiz olan külli akıl (aklı kül) Allah tan hikmet dersi alır ve hikmet ilmi ile kalbi dolup sonsuzluk denizine gömülür.

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmessin ya nice okumaktır.
İlim okumaktan Murat kişi Hak-kı bilmektir.
Çünkü okuyup bilmessin haa bir kuru emektir.
Okudum bildim deme, çok taat kildim deme
Eğer Hak-kı bilmessen bu kuru Lâf etmektir.
Yirmi sekiz hece okursun baştan uca
Sen Elif dersin hoca manası ne demektir.
Yunus emre der hoca gerekse var yüz hacca
Cümlesinin yekreği bir gönüle girmektir.


*********** Sayı 80***********

KELAM-I ARİFAN
Çok hayret edilir şu kimseye ki, kendisinden asla ayrı olunamayandan kaçarda yanında hiç kalmayacak olanın peşine koşar.” Ne var ki onlarda kör olan, gözler değil, asıl kör olan sinelerinde gönüllerdir.”

“Kendisinden asla ayrı olunmayan boşlukdan maksat; her an varlık, hayat ve bekamızı borçlu olduğumuz Cenab-ı Hakk ‘tır.”
“Yaptığından dolayı ibadet ve taatla övünme, aksine Allah tarafından sana emredildiği için iftihar et.”
“Habib de ki; Allah’ın lutfuyla, rahmetiyle evet sadece bununla ferahlanın. Çünkü bu onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır.”

İnsan, ibadet ve iyilikleri kendi yaptığını sanarak sevinip şımarmamalıdır. Çünkü ameli olumsuzlaştıran kendini beğenmesidir.

Cenab-ı Hakk resuluna :” Habibim De ki Allah’ın lutfuyla, rahmetiyle, evet sadece bununla ferahlanın. Çünkü bu onların topladıkları butun fşeylerden daha hayırlıdır.”

“Cenab-ı Allah’ın emrine, ihsanını, lutuflarını görerek boyun eğmeyen kimse mihnet ve kahır kelepçeleriyle boyun eğmek zorunda kalır.
“Nimete şükretmeyen ondan yoksun kalanlara kendini hedef eder; nimete şükreden ise, sağlam bir bağla elden gitmesini engellemiş olur.”
“Cenab-ı Hakkın, o güzel, kusurlarını örtücülüğü olmasaydı hiçbir amel kabule layık olmazdı.”
“Her akıllı sana nasihat vermez. Her nasihat veren de akıllı olmaz. Binaenaleyh ikisini bir arada buldun mu ona sımsıkı sarıl itaat et!”
“İlimden silah yap, doğruluktan ayrılma, sorulmadıkça söyleme, çağrılmadıkça gitme, yalana benzeyen doğruyu da söyleme! Fakir olurum diye korkma zenginlikten de kaçma.”
“Sözü yumuşak, dili tatlı olanın sevilmesi muhakkaktır.”
“Hakikatını anlayamadığın her şeyi inkara kalkma.”
“Bir acı söze katlanamayıp ta uzun uzadıya münakaşalara kalkışan hoşlanmadığı sözleri işitmeye mecbur olur.”
“Yalan kadar insanın güzelliğini bozan bir şey yoktur.”
“Cenab-ı Hakka suizan etme (kötü düşünce) ‘de bulunma. Bir gün sıkılmakla feryad etme, çok zaman güzel günler geçirdin, zorluğun arkasından da genişlik geleceğini unutma.”
“İyi bil ki insanların akılları servet kazansalardı, akıllılar servet elde eder, diğer insanlar aç kalırlardı.”
“Güzel söz sadakadır, tebessüm hasenedir.”
“Vefasızlar köpeklere ar olmuştur. Köpek, bir kapıdan bir lokma ekmek yese o kapının bütün ezasına tahammül eder.”
“Duvarda herkes insan resmi yapabilse de, gözü olur, fakat görebilmesi olmaz, eli olur ihsanı olmaz, sinesi olur, kalbi münevveri bulunmaz, elinde kılıcı olur iş görmez. Her mihrab da kendi resmi olsa da geceleyin hiç birisi ışık vermez.”
“Gönül alemi gam ile kirlenir, tövbe ile temizlenir.”
“Allah cc ferah kalbi sevmez, mahzun kalbi sever. Zira sana her ferah veren şey seni Allah’tan alı koyar.”
“Hakkın harem dairesine sabırsız belasız girilmez.”
“Ömrün bereketi güzel ameldedir.”
“Kişinin felaketi kendini beğenmesindendir.”

“Mağrifetullah gönülde nur-i ziyadır. Muhabbetullah masivayı terk etmektir. Hakk’ı anlamaktan gafil olan gönül cehaletin karanlık zindanında kalmış demektir. Mağrifetullahın hakikatı lisan ile onu konuşmak ve kalb ile muhabbetine ermektir. Himmet ile de huzuruna gitmektir.” Hanedan-› ehl-i beyt-i nübüvvetten imam-ı Zeynel Abidin münacatı : ”Ey bunalmış kimsenin duasına icabet eden Rabbim !

“Ey büyük dertleri zaraları giderecek olan yegane Rabbim.
“Yarab senin ihsanını ümid ederek sana iltica eden ve günahının cokluğundan zayıflamış bir kulum. Bu günahkar sana isyan etmişse de senden başkasına secde etmemiştir. Beni affet de meleklerin de bu affolunurmuydu diye şaşırsın. Eğer senin cudu keremin sefil olan kimselere olmasa; asilerin çalacağı kapı hangi kapı olacaktır? Beyt-i Harem hürmetine.. Habibinin kalbi hürmetine.. Bana merhamet eyle.”

“Sırr-ı Kur’an ister isen kamil-i insana bak
Kamilin ayinesinden zahir olur nur-u Hakk
Hakk-ı ya! Bir kamili bul oku irfandan sebak
Kamili, Hakk, mashar-ı kamil-i irfan eyledi”

*********** Sayı 79***********

GÜLŞEN-İ TEVHİD HZ. MEVLANA
Hışım ü şehvet, merdra ahvel kuned, Zistikamet ruhra mubdei kuned.
Hışım ve şehvet, insanı şaşı yapar, ruhu istikametten çevirir.


Kardeşim! Hışımdan, şehvetten temizlen. Riyasız ol, din yolunda çevik ol. İbadet ve taat yolunda ihlas ile yürü. Hileyi hud´ayı bırak, gönül safasıyla calış mürşid ile müfsidi ayırt et. Hak yolunda yürüyenleri ara.Yol kesicilerden uzaklaş. Hakk´ın has bir kuluna tabii oldun mu, tam bir inançla kendini Hakk´a teslim olmuş gör. O kulundan Allah seni irşad eder. O alettir, kalem gibi, Allah ta el gibidir.

Anki o pençe nebined der rakam
Fiil pindered zi cünbiş ez kalem
Yazıda, yazıyı yazan eli görmeyen,
hareket etmekte olan kalem yazdı sanır.


Hakk´ın has kulu Hak´tan ayrı değildir. Daima Hak´tan ders alır. Onun işi Allah´ın işi, onun vasfı Allah´ın vasfı, onun zatı zat-ı kibriyanın feyzidir. O, kendinden fani, Hak´la bakidir. O, Hak´tan mesttir, Hakk ona sakidir. O, nişansız olan güneşe perdedir. Onun perdesinde güneş gizlidir. Onun sureti gölgedir. Ruhu güneştir bu nükteyi iyi anla. Doğruyu en iyi bilen Allah´tır.

Saye-i Yezdanbuved bende-i huda
Murde-in alemu zinde-i huda
Allah kulu, Allah´ın gölgesidir. Bu alemde ölü, Allahtan diridir.
Gölgenin hareketi, gölge verenindir. Gölgenin aslı ve medarı da gölge verendir.


Azizim! Gölge hiçtir, Hakikat değildir, gölge verenin nişanıdır. Bu gölgenin aslı nerededir? Anlamaya bak. Ziyalar saçan güneşin şualarındandır. Ziyalar saçan güneş olmasaydı, gölge bir nişan gösterirmiydi? Hakk´ın has kulları Haktan ayrı değildirler. Hasedinden onlara tan etme. Yüceliklerini inkar etme.

Hak sev merdan-ı Hak ra zir-i pa
Hak berser kun hasedra hem çuma
Allah adamlarının karşısında toprak ol.
Bizim gibi hasedin başını toprakla ört.


Git Allah adamlarının yoluna toprak olda haset kirlerinden temizlen. Onların ayak tozlarını, gözüne sürme çek de gözünün nurundan hastalık gitsin. Ey aşık! Sen eğer Allah adamını tanıyorsan bil ki; velileri sevme, Allah´ı sevmektir. Bu nükteleri baş kulağı işitmez. Baş kulağı, merkep kulağından daha fazla değildir. Baş kulağını sağır et, sır kulağını aç. Baş kulağı sağırsa, sır kulağı onu açar ve işitme kabiliyetini verir.

Kuy-i nevmidi merev ümmid haşt
Suy-i tariki merev hurşid hast
Ümitsizlik semtine gitme ümitler vardır.
Karanlık tarafa sapma güneşler vardır.,


Gel karanlıklara, gafletlere sapma. Velilerin güneşinden ziya iste.Veliler canlara ziya, gönül aynasına cila verirler. İman hilatın günah kiriyle kirlenmiş, kararmış, çirkinleşmiştir. Veliler işte onu yıkar, ak pak eder, güzelleştirirler. Sana, sende olan hataları, ayıpları gösterirler. Sen kendi ayıbını görürsünde başkalarının ayıbını görmekten vazgeçersin.

Ver huda hahet ki puşed ayb´ı kes
Kem zennet der ayb´ı mayuban nefes
Allah bir kimsenin ayıbını örtmek isterse,
Ayıbı olanlarından ayıbından o kimse pek az bahseder.


Kendi ayıplarına bakmazsın da başkalarının ayıbını görürsün. Sen kendi ayıplarından ötürü alçalırsın. Başkalarının ayıplarından sana ne ziyan var? Kendi günahlarından sorulacaksın, başkalarının günahından senin için ne vebal var. Sen yalnız kendi günahını anda gece ve gündüz inle, feryad et. Gönlünü Allah´ın aşk ateşiyle yak.

Ey hunuk çeşm-i ki an giryan-ı ost
Ey humayun dil ki an buryan-ı ost
Ne mutlu o göze ki Allah sevgisiyle ağlar.
Ne mutlu o hümayun gönlüne ki Allah aşkıyla yanar.


Aşıklar için kanlı göz yaşlarından yanık gönülden daha hoş ne vardır? Aşıklara aşk derdi devadan daha iyidir. Aşkın meşakkati, zevk ve sefadan daha iyidir. Şehvani lezzetlerden kaçınırsan, Allah´ın aşkından nasip alırsın. Heva ve hevesin, şehvetin kaydında isen, yakinen bil ki Allah´ın huzurundan uzaksın. şehvet ateşinin üzerine din suyunu dök. Sakın sakın nefsani ten arzularına doğru koşma.

Ben Kuran-ı azimüfşanın bendesiyem.
Hz.Muhammed Mustafa´nın ayağının tozuyam. Bunun haricinde benden bir kelam ederlerse, o kelamdan da o kişiden de bizarem. HAZRETİ MEVLANA

*********** Sayı 78***********

Allah C.C. ve insan
İnsan acz-i mutlak içindedir acizdir. Boş bir kaptır. İnsanın her an içini dolduran ilahi tecellilerdir.

İnsanın hayatını nizamlayan; semavi kitaplar ve ilahi emir ve nehiy’lerdir. İnsanda hayatiyet ve faaliyet gösteren ise, Allah’ın insanda tecelli eden iradeleridir. İnsan başıboş yaratılmamıştır Allah’a karşı kulluğunu idrak edip emirlerini yerine getirmesi gerekmektedir.

Cenabı Allah’ın Kuran-ı Kerim’den biz insanlara ve cinlere hitabı.
(Ayetler)
(Sure 49 Ayet 89) “ve doğru yolu bulmak Allah’ın lütuf ve keremi ve nimetidir.”
(Sure 18 Ayet 25) “Bütün mahlûkatın ondan başka bir velisi yoktur. Ve o; hükmüne kimseyi teşrik etmez (işine kimseyi karıştırmaz)

Allah amellerimizi de yarattı:
(Sure 37 Ayet 96) “ve Allah; sizi ve amellerinizi (işlerinizi) halk buyurdu.”
Allah’a muhtaç Allah fakirleriyiz:
(Sure 37 Ayet 16) “Ey insanlar siz; Allah’a fakirler ve muhtaçlarsınız.”
Allah istemedikçe isteyemeyiz:
(Sure 77 Ayet 31): “Allah istemedikçe siz bir şey isteyemezsiniz.”
Bir şey istemek hak ve imkânımız yoktur.
(Sure 28 Ayet 68): “ Ve rabbin dilediğini ve ihtiyar ettiğini halk eder. İnsanlar için bir şey ihtiyar etmek hak ve imkanı yoktur.”
Dilediğimiz ancak Allah’ın dilediği olur.
(Sure 81 Ayet 29 ): “Siz ancak Rabb-ül alemin olan Allah’ın dilediğini istersiniz.”
Sevgili peygamberimiz Hazreti Muhammed efendimiz hakkında:

(Sure 7 Ayet 188): (Ya Muhammed de ki) : Ben nefsim (kendim) için menfaat celbine ve zarar def’ine malik değilim (yani ben kendime kendiliğimden ne bir menfaat temin edebilirim, ne de üzerime gelmesi mukadder olan bir zarardan kendimi kurtara bilirim) ancak Allah-u Teala ne dilerse o olur.”
(Sure 72 Ayet 20-24): “De ki : Ben size bir zarar ırasına ve yahut sizi irşada kadir değilim ( yani ben size kendiliğimden, bir zarar veremediğim gibi kendiliğimden sizi irşada doğru yola sizi sevk etmeğe de muktedir değilim). De ki ( Allah bana azap verecekse) beni Allah’ın azabından kurtaracak kimse yoktur. Ve ondan başka sığınacak bir yerde bulmam.”
(Sure 10 Ayet 49):”De ki ben kendi nefsime bile ne zarar etmeğe ve ne de faide hasıl etmeğe kadirim. Ancak Allah neyi isterse o olur.”

Allah c.c kime isterse hidayet eder veya etmez onun hükmüdür.
Allah c.c bizlere hidayet, hakikat , doğru kurtuluş ve ebedi saadet yolunu nasip ettiği için Allah’a sonsuz hamd sena ve şükürler etmeliyiz.

Diğer insanlar içinde duada bulunmalıyız. Her birimiz İslam dinin emirlerini yerine getirmeli yasaklarından uzak olarak iyi bir kul olma  vasfını elde ederek hem bu dünyada ve hakiki vatanımız olan ahirette rahat ve huzur içinde olmalıyız.

Allah c.c bize bu yolda yani kullukta kolaylıklar ihsan eylesin amin.

Bir garipsin şu dünyada
Gel dönelim  Hakk’a gönül
Derdin dahi çoktur senin
Gel dönelim Hakk’a gönül

Ebubekir sıddık veli
Odur peygamberin yari
Hani Ömer Osman Ali
Gel dönelim Hakk’a gönül
 
Bir gün ola ecel gele
Kullar kulluğunda kala
Cümle alem toprak ola
Gel dönelim Hakk’a gönül

Aşık yunus söyler sözün
Hemen toprak beller özün
Nedametle dolsun gözün
Gel dönelim Hakk’a gönül.

*********** Sayı 77***********

Dünya hali
Cenab-ı Hakk ve Tekaddes Hazretleri bir hadisi kutside şöyle buyurur.
“Ya Habibim!. Öyle bir zaman gelecek ki, senin ümmetin beni tanımayacak, reddedecekler. Senide kabul etmeyecekler. Senin vasıtanla onlara gönderdiğim Kuranımı da tanımayacaklar. Kendilerine yaşayışları için başka esaslar arayacaklar aileler arasında kopmalar olacak. Büyükler küçüklerine karşı muhabbet ve şefkat küçüklerde büyüklerine karşı hürmet saygı duymaz olacaklar.

İffet ve ismet mevhumu pek azalacak, zina artacak ticaretle iştigal edenler çok kârlar elde edecekler. Ne kadar ihtikâr ve hile yaparlarsa yapsınlar doymayacaklar. Gittikçe artan bir hırs ile daha çok kazanç peşinde koşacaklar. İşte ya habibim! Ben senin bu asi ümmetine şu cezalarımla tecelli eyleyeceğim. Hayatı onlar için ateşten bir çember haline getireceğim çok ağır maişet darlığı çektireceğim yangınları zelzeleleri arttıracağım. Toprak kuruyacak, çatlayacak, verimini azaltacak. Kuruyan topraklarından mahsul alamayan ümmetin benden rahmet isteyecek istediklerini vereceğim amma; o zamanda baran halindeki yağmurlarımla seller vücuda getireceğim. Felaketlerini arttıracağım. Onlar bu kadar cezalardan hisse kapmayacaklar.”

“Yukarıdaki maişet darlığı hitabı sadece geçim sıkıntısı değil, çeşitlidir. Aile efradı arasındaki anlaşmazlıklar, kavgalar, ayrılmalar, ticaret hayatındaki zorluklar, insanlar arasındaki düşmanlıklar vesaire gibi haller hep bu işarete dâhildir”

Hz.Resulü Ekrem Efendimizin Mübarek lisanından bu ilahi ikabı duyan Ashab-ı Kiram Ya
Resulallalah!

Bütün bunlar Cenabı Hakkın işaret ettiği isyan ve küfür içinde Bulunan ümmetimiz içindir. Allaha inanmış emirlerine uymuş
Tatbik etmiş yoluna baş koymuş sizi tanımış Kur’anı baş tacı
Etmiş aile hayatlarını makbul bir mertebede muhafazaya muvaffak olmuş, ticaretini helal esaslara göre kurmuş
Ümmetlerinizde bu dehşetli cezaya tabi olacaklar mı?
Bu suale Resuli Kibriya (s.a.v.) in verdiği cevapları şu mealde olmuştur;
– Evet bu bir ateştir, yangındır, afettir. İlahi gadabın şahlanmış tecellisidir. Bütün ümmetim bunu duyacak.

İsyanlarını devam ettiren ümmetim, isyan ettikçe bu azap Çukurunun içine biraz daha batacak. Fakat o Salih, sadık ümmetim bu hercümerç içindeki kardeşlerinin haline çok acıyacaklar. Ve Mevlalarına şöyle yalvaracaklar;

Ya Rabbi  Bu asi kullarına hidayet ihsan buyur, onlar iman ile müşerref kıl. Hakikatı anlat günahların bağışla Bizede sabır tahammül metanet rıza ve ihsan buyur. Şikayet ehlinden eyleme, işlerimizi kolaylaştır” diye yalvaracaklar

İşte bu sevgili ümmetimi Cenab-ı Hak bu tevekkülleri sebebi ile çok az bir sıkıntı ile yaşatacak, onlara ferahlık verecek, kendilerinden razı olacak. Yarın:
ilahi adaletin kurulduğu o Arasat meydanına geldikleri zaman ise o ümmetim, dünyada iken gösterdikleri sabır ve metanetin, Mevlalarına ilticalarının karşılığı olarak hazırlanmış türlü mükâfat ve nimetlerini önlerinde bulacaklar. Ve ahiret günün sahibi Allah’u Zülcelal’e Hamdu sena eyleyecekler.

Bu hadisi Kutsinin işaret ettiği hadiselerin ahvali aynen tecelli ve zuhur etmektedir. Buna göre bütün insanlığa çok dua etmeliyiz. Evvela aile efradımızı sonra yakınlarımızı, komşularımızı kırmadan, darıltmadan onları suçlamadan doğru yola davet etmeliyiz. Hidayet Allah’tandır. Sebebde bizden olabilir. Sabırlı olmalıyız bize kötülük yapana iyilik yapmaya gayret göstermeliyiz. Affetmesini bağışlamayı sevgiyi saygıyı en güzel şekilde ortaya koymalıyız. Bütün bunları Allah rızası için yapmalıyız Bize düşen vazife birbirimizi sevmek ve sevdirmek olmalıdır. Hazreti Yunusun söylediği gibi “Elif okuduk götürü, yaratılmışları severiz Yaradan dan ötürü” sözünü benimseyip tatbik etmeliyiz. Kimseye beddua etmeyip daima dua etmeliyiz. Bizim duamızdan ne olur da dememeliyiz.Yüce Allah dua ediniz icabet edeyim, kabul buyurayım buyurmaktadır. Dünyada Allahın helal kıldığı nimetlerden haddi aşmadan istifade etmeli, Ahiretide asla unutmamalıyız. Dünyada ne kadar kalacağımız belli, ahrette ne kadar kalacağım belli, orası ebedi kalınacak vatanımızdır. Orasının güzelliğini bu dünyada kazanmak mecburiyetindeyiz. Evvela öğrenmeli, öğrendiğimizle amel etmeli yani yaşamalı sonrada öğretmeliyiz. Cenabı Allah Cümlemize bu yolda kolaylıklar versin Bizi özü sözü bir olanlardan ihlâs sahibi kullarından eylesin. Amin

Kimseler değildir sırrı kaderden agâh  
Mani; Mu’ti Cenab-ı Allah
Aklı olan Esbaba tevessül eylemez
La Havle Vela Kuvvete illâ Billah


Her türlü tedbir ve esbaba müracaatla beraber, o esbaba fazla güvenmemeli her şeyi Cenab_ı Hakka bırakmamalı.

Olacak mutlaka olacaktır. Eyvallah

*********** Sayı 76***********

Cenab-ı Hakk’ı anmak..... Zikrullah....
İyi bilinki gönüller ancak Allah’ı anmakla huzur bulur (Rad Suresi, Ayet 28)

Bütün ibadetlerin özü, aslı Allah’ü Teala’yı hatırlamak ve unutmamaktır. Resulullah Efendimiz “dinin direği namazdır” buyurmuşlardır. Namazdan maksat: Allah’ü Teala’yı zikir ve anmaktır. Allah cc şöyle buyurur: “Muhakkak ki namaz insanı çirkin ve kötü şeylerden uzaklaştırır ve muhakkak ki Allah’ı zikir daha büyüktür. Demek ki, bütün ibadetlerin başı ve aslı zikirdir. Zaten müslüman olmak için LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RESULULLAH kelime-i tayyibesini söylemek esas alınmıştır. Bunu söylerken kalb ile tasdik etmek gerekmektedir. Bunu söylemeyen ve kalbiyle tasdik etmeyen müslüman olamaz. Kelime-i Tevhid yani LA İLAHE İLLALLAH; zikrin, Allah’ü Teala’yı anmanın ta kendisidir. Diğer ibadetler bu zikri kuvvetlendirmek içindir. Allahü Teala’nın seni anması, senin O’nu anmanın neticesidir. Bunun için Allah’ü Teala „Beni anınız ki, ben de sizi anayım“ buyuruyor. Allah’ı hatırlamak devamlı olmalıdır. Devamlı olmasa da ekseri hallerde olmalıdır. Çünkü kurtuluş, ebedi saadet buna bağlıdır. Bunun için Cenab’ı Hakk: „ Ebedi saadet istiyorsanız adımı çok zikredin“ buyuruyor. Kurtuluş ümidinin anahtarı, az değil çok zikretmek, az halde değil çok halde zikretmektir. Yine bunun için şöyle buyurdu: „Ayakta otururken ve yanları üzerinde yatarken adımı zikredenler„ Bu Ayet-i Kerime; ayakta iken, oturur iken ve yatarken Allah’ü Teala’yı zikreden, unutmayan insanları övmektedir.

ZİKİR yalnız Kelime-i Tevhid ile değil Allah cc ismi şerifi ve diğer sıfat isimleriyle de yapılabilir. Allah ismi ZATTIR ALLAH diye zikreden bir kişi Cenab-ı Allah’i bütün sıfatlarıyla da anmış olur.

Peygamber efendimize (Sallallahü aleyhi ve sellem) sordular:
“Bu işlerden hangisi faziletlidir?”
Buyurdu ki: „İşlerinizin iyisinden, Allah’ü Teala indinde en makbulünden, derecelerin en yükseğinden, altın, gümüş sadaka vermekten, daha üstün olandan, sizin boyunlarınızın vurulduğu ve boyunlarını vurduğunuz düşmanlarla Allah yolunda cihat etmekten daha iyi olan amelinizden size haber vereyim mi?„
„Ya Resulullah o nedir?“ diye sordular.
„ZİKRULLAH’tır. Allah’i çok anmaktır“ diye buyurdu.
Yine Allah’ü Teala buyurdu ki: „Gafillerin arasında benim adımı anmak, ölüler arasında canlı gibi, kuru ağaçlar arasında yeşil ağaç gibi, harpten kaçanlar arasında harbeden asker gibidir.“

Allah’ü Teala’yı sevmenin bir alameti de onu çok zikretmek ve anmaktır. Allah müminleri sever, müminler de Allah’ı sever. Muaz Bin Cebel Radiyallahü; “Cennette olanlar, dünyada iken Allah’ü Teala’yı zikretmeden geçirdikleri bir an için üzüldükleri kadar hiç bir şeye üzülmezler“ buyurmuştur.

Dil hanesi pür nur olur,
Envar-ı Zikrullah ile
İklim-i dil mamur olur
Mi mar-ı zikrullah ile

Her Müşkil iş asan olur
Derd-i dile derman olur
Canın içinde can olur.
Esrar-ı zikrullah ile

Zikreyle Hak’kı her nefes
Allah bes, baki heves
Kes gayriden ümidi kes
Tekrar-ı zikrullah ile

Gür ehli halın fırkasın
Çaketti ceyb-i hırkasın.
Devreyle zikrin halkasını
Pergar-ı zikrullah ile

Terk et cihan arayışın
Nefsin gider alayişin
Bul can-ı dil asayişin
Efkârı zikrullah ile

Ahmed seni ikrar eder
hem zikrini tekrar eder
ihlasını iş’ar eder
Eş’ar-ı zikrullah ile
Sultan Ahmed


*********** Sayı 75***********

Ölüm yok oluş değildir
Her nefis ölümü tadacaktır. (Kuran 21/35) Ölümü ve hayatı, hanginiz en güzel işleri yapacağınızı denemek için yarattık.(Kuran 67/2)

Allah yolunda ölen ve öldürülenlerin canları ve malları cennet karşılığı satın alınmıştır, bu alışverişten sevinin (Kuran 9/111)

İnsanlar uykudadır, ancak ölünce uyanırlar! Yemin ederim ki, ahiret için söylenenler mutlaka olacaktır.(Hz. Muhammed A.S)

Dinimiz islama ve kitabımız kuranı kerime göre insanın öldükten sonra hayatının son bulması değil, hakiki hayat olan ahiret hayatına geçişidir ve baki olan sonsuz yaşamın başlangıcıdır. Şunu anlıyoruz ki ölüm yok oluş deği alemi bekada var oluş demektir. Allah c.c her şeyi hikmetine binaen yaratmıştır. Yarattıklarını hiç boşuna heder edermi?...

Elbette ki insanın özü olan ruhu ölümle yok olmaz; bir başka hayata sonsuzluğa geçer. Ruhlar alemine inanmamak böyle bir hayatı mümkün görmemek ancak nasipsizlerin işidir. Nasıl ki Allah c.c bu mükevvenatı, yoktan var eyledi ise ve her şeyi yerli yerinde yarattı ise Ahiret hayatını da yaratacağı muhakkaktır kün emriyle ol der ve oldurur. Bizler kainata göre küçücük bir kainatta bulunmaktayız, sonsuzluklarda uzanan giden evrenin bilinmeyen ve çözülemeyen ve çözülmesi imkansız olan bir varlığız biz onun hangi noktasında yaşadığımızıda bilemiyoruz, şunu biliyoruz ki ölüm haktır ve bir gerçektir. “Dünya ahiretin bir tarlasıdır.Dünya uykudan uyananın bir rüyası gibidir. Dünya bir imtihihan yeridir. Dünyada bir yolcu, bir garip, bir misafir gibi yaşayın. Gerçek imanlı kişi dünya için ahiretini ahireti için dünyasını terk etmez”...(Hz. Muhammed A.S) Tasavvuf aleminin sultanı Allah dostu Hz. Mevlana’mız ölümü bizlere ne güzel anlatır.

“Suret suretsizlikten çıktı yine o eski hale döndü. Nasıl ki bizde ona döneriz, bu suretimiz kaybolur, yine suretsiz kalırız. Şimdi senin için bir an ölüm ve dönüş vardır. Hz Muhammed Mustafa: ”Dünya bir saat bir andır” buyurdu. Tüm alem her an yok olmadadır ve tekrar vücut bulup kalıcı hale gelir. Alem sürekli yürüyüp oturmaktadır ve soyunup giyinmekten uzak değildir. Bu yanda ölümdür amma, o yanda doğumdur. Sana batma görünür ama aslında doğmaya hazırlıktır. Mezar ise hapishane gibi görünür ama aslında canın hapisten kurtuluşudur. Yere hangi tohum atıldı da bitmedi? Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç. Çünkü artık, huy- huydan uzak, mekansızlık alemindesin… Mezarımı eğer ziyarete gelirsen üstümdeki toprak yığınını raks ederken görürsün. Ey kardeşim, meclisimize defsiz gelme. Çünkü Huda meclisinde gamlı olmak yaraşmaz. Çenem bağlanmış mezarda yatmaktayım ama ağızım sevgilinin sonsuz sarhoşluğunu durmadan emmededir. Ey gönlüm! Bana diriliş bestesini söyle…

Kimin gölgesi olduğunu bir bilsen
Gam çekmezsin yaşasan ve ölsen

Ümitsizliğe düşen asla ölümü istemesin, dünya dertlerine, musibetlerine, hastalıklarına dayanamaz hale gelen,”Ya rabbi, hakkımda yaşamak hayırlı ise beni yaşat ölmek hayırlı ise ölümü nasip et! Desin

Ölümü istemeyin! Çünkü ölenin ameli kesilir, defteri kapanır. Müminin uzun ömrü mutlaka hayrını arttırır. Çünkü iyi kimse, yaşadıkça iyiliği artar, kötü ise belki hatalarından dönüp doğru yola gelebilir. Kendisini yüksekten atarak intihar eden cehennemde devamlı kendisine yüksekten atarak azap görür. Zehir içerek intihar eden de zehir içerek devamlı azap görür. Boğazını sıkarak intihar eden. Cehennemde boğazı sıkılarak azap görür. Dinimize göre intihar edenler imansız gider diye hüküm vardır, böyle bir akıbetten Allah’a sığınmamız gerekir. Hayat kısa ve ölümlü olduğu için değeri büyüktür. Ölümden büyük ibret yoktur.

Aklın var diye söyler hekimler
Lokman hekim gibi bilsen ne fayda!
Son nefeste söylemez bu diller,
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda.
Malım var diye benlik edersin,
Ecel şerbetini bir gün içersin,
Yalın ayak, baş açık dünyadan göçersin
Altın gümüş türben olsa ne fayda
Şu nazik tenin kabre girince
Munkir ve nekir sual sorunca
Cevabına kadir olamayınca
Cevahirden tacın olsa ne fayda

Ne kadar alim olsan kardeşim
İmanında değilse yoldaşın
Hakkın yoluna koymasan buşın
Dört kitabı bilmiş olsan da ne fayda
Gel zikreyle tevhidin çıkma yolundan
Allah’ın ismini bırakma dilinden
Kim kurtulmuş ki azrailin elinden
Bütün dünya senin olsa ne fayda.
“Vakta ki ruhun bekası ayan oldu bana,
Hiç endişem kalmadı artık ölümden yana.”
(İbrahim Hakkı Erzurumi)


Halil İbrahim peygambere Azrail gelipte “dostunun canını istediğini duyunca”
-Dost dostun canını alırmı?..der Allah cc. ise :
-Dost dosta kavuşmak istemez mi deyince hemen teslim olur.
Cenab-ı Allah cümlemize hayırlı bir son, ihsan edip iman ile göçmeyi nasip eylesin.


*********** Sayı 74***********

Allah dostları
Allah dostlarının yaşantıları ve bizlere miras olarak bıraktıkları arifane nasihatleri sohbetleri kalpleri diriltir, insanları Allah\'a yöneltir,halisane kul eyler.

Rivayete göre Hatem el Assam, Şakik el- Behli\'nin talebesiydi.Bir gün hoca talebesine:
-Ne kadar zamandır benimle bulundun? Talebe:
-Üç seneden beri. Hoca:
-Bu müddet esnasında benden ne öğrendin? Talebe:
-Sadece sekiz meseleyi öğrendim. Hoca:
Fesubhanallah! nasıl oluyor? Üç yıl benimlesin sadece sekiz meselemi öğrenebildin? Onlar neymiş? Talebe:
-Birincisi: Bu kainatta herkesin bir şeyi sevdiğini gördüm. Hiçde sevdiğinden vazgeçmiyor. Halbuki kabre girdiğinde ister istemez ondan ayrılmak mecburiyetinde kalıyor.Binaenaleyh ben kabirde de benden ayrılmayacak olan iyilikleri sevdim.Hoca:
-Çok iyi etmişsin. Talebe:

-İkincisi Allah\'(cc) ın şu ayetine \"Fakat herkim Rabbinin makamından korkmuş ve nefsi, şehavetten alıkoymuşsa, muhakkak cennet onun varacağı yerdir\" (En Nazirat suresi ayet 40-41) bakıp hak olduğunu kesinlikle bildim. Sonra da heva hevesimi def etmekle uğraştım. Bununla Allah\'ın itaati üzerine devamlılık sağladım.

-Üçüncüsü: bütün bu yaşayan insanlara baktım. Herkesin kıymet taşıyan bir şeyi muhafaza ettiğini gördüm. Bende Allah\'ın şu ayetine bakıp, elime geçen herşeyin baki kalması için Allah\'a havale ettim.(Ayet meali şöyledir: Sizin yanınızdakiler biter, Allah\'ın yanındakiler ise devamlıdır.) (En Nahl suresi ayet 96)

-Dördüncüsü: Yine şu yaratılanlara baktım. Her birinin mal, soy, şeref, ve nesebe bakıp, onlara bağlı kaldığını gördüm. Halbuki bunların hiç birinin bir değeri yoktur ben Allah\'ın şu \"En üstününüz Allah\'dan en çok korkanınızdır.\"ayetini düşünüp, Allah (cc) indinde, islamda değerli bir kul olmaya çalıştım.

-Beşincisi: Yine bu yaratılmışlara baktım. Her birinin diğerini kınayıp, lanetlediğini gördüm. Cenab-ı Hak\'ın şu ayetine baktım \"Biz dünyada onların geçimlerini aralarında bölüştürdük\"(El Zuhruf suresi ayet 32) ve düşünüp insanlarnı haset ve düşmanlıklarını terk ettim. Allah\'ın ; benim olacak kısmeti, mutlaka bana ulaşır dedim.

-Altıncısı: İnsanlara baktım birinin diğerine saldırıp düşmanlık beslediğini gördüm. Asıl düşmanımın şeytan olduğunu fark ettim. Allah (cc) ın \"şeytan sizin düşmanınızdır.Siz onu düşman edininiz.\" Ayeti gereğince, şeytan\'a düşman kesilip insanları sevdim (Fatır suresi ayet 6)

-Yedincisi: Herkesin bolluk peşinde koştuğunu görünce Allah cc \'ın \"Yeryüzünde ne kadar canlı varsa, hepsinin rızkını Allah verir.\" ayetine bakıp rızııık verenin sadece Allah cc\'ın olduğunu anlayıp, ondan başka herşeyi terkettim.

-Sekizincisi: İnsanlara bakınca bazısının bazısına güvendiğini gördüm. Kimi ticaretine kimi sanatına kimisi bedeninin sıhhatine, kısacası her biri bir şeye güveniyordu. Allah cc\' ın \"Kim Allah\'a tevekkül ederse o ona yeter.\" ayetine müracaat edip, yalnız Allah\'a tevekkül ettim.

Talebe bütün bunları saydıktan sonra; hocası Şakik Hz.leri:
-Allah cc seni muvaffak etsin, gerçekten herşeyi toplamışsın dedi.

Zahida aç gözün,sahraya bak da ibret al;
şu direksiz duran kubbeye bak da ibret al,
Görmek istersen Cenab-ı Kibriyâ’nın kudretini,
Her sabah seher vakti, dünyaya bak da ibret al.

Hiç sefa için deymez şu dünya mihnetine,
Sakın aldanma sen, şu faninin zinetine.
Padişah olsanda derler er kişi niyetine.
Var musallâda yatan meftaya bak da ibret al



*********** Sayı 73***********

Gel Allah’a dönelim gel!
Yeryüzündeki herşeyi sizin için yaratan sonra iradesi göklere yönelerek, yedi kat göğü düzene sokan odur. O herşeyi hakkıyla bilir”. (Bakara suresi 29)

Cenab-ı Allah kullarına kendisini tanıma imkanı sağlamak gibi en büyük nimetini bahşetti. Allah’ı tanıma imkanına kavuşmak, öylesine büyük bir nimettir ki, bütün sırlarıyla Dünya’yı tanımak bile,onun yanında bir hiç kalır.
Kişinin hiç de hak kazanmadığı halde, Cenab-ı Hakk’ın geniş ve yaygın lütfundan, kendisine ölçüsüz derecede sevap ve mükafaat vaadettiğini göz önünde bulundurması, gönlünde ümit kapısını aralayan sebebtir.

İnsanoğlunun gönlünde ümit kapısını aralayan sebeplerden biriside aracısız ve istemeğe gerek olmadan Allahu Tealanın kendisine bahşettiği sayısız nimetlerdir.

Hakiki bir müminin düşüncesi; ne yalnızca geniş ve yaygın Allah’ın rahmetine güvenerek işi oluruna bırakmak; ve nede büsbütün korkuya kapılarak ümitsizliğe düşüp Allah’ın rahmetinden ümit kesmek. Hayır bunların ikiside değil.Tersine hem Ulu Allah’ın yaygın rahmetine güvenmek, hem de Onun adaletinden kuvvet ve kudretinden korkmak olmalıdır. Allah cc rahmetimden ümidinizi kesmeyin, buyurmaktadır.

Korkutucu ve teşvik edici Allah sözlerini hatırdan çıkarmamak gerekmektedir.

“Ey Muhammed! De ki: Ey Kendi nefislerine uyupda haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, bağışlayandır, merhametlidir.”Zümer suresi (Ayet 53)

“Allah, kullarının tövbesini kabul eden , kötülükleri bağışlayan ve tüm işlediklerinizi bilen Ulu’dur.” şura suresi (Ayet 25)
“Allah iman edenlere karşı çok merhametlidir.” Ahzap Suresi (Ayet 43)
“Rabbiniz sizden, kim bilmeyerek bir kötülük yaparda arkasından tövbe eder, nefsini islah ederse, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. Allah suçları örter, bağışlar, merhamet eder.” Enam suresi (Ayet 54)

Bu ayetler ve benzerleri, Allah’ın geniş ve yaygın rahmetinden ümidimizi kesmememiz gerektiğini gözler önüne sermektedir. Diğer ayetlerde de gönüllerimize Allah korkusunu yerleştirmemizi emretmektedir.

“Ey kullarım! Benden Korkun” Zümer Suresi (Ayet 16)
“Ey insanlar! Sizi boşuna yarattığımızı mı ve gerçekten huzurumuza gelmeyeceğinizi mi sandınız?” Müminun Suresi (Ayet 115)
İnsan daima iki hal üzerinde bulunmalıdır. Ne Allah’tan ümidini kesmeli ne de korkuyu unutmamalıdır.
Ümit ve korku içinde yaşamalıdır.Kötülüklerden uzak durmalı, Allah’ın emirlerini yerine getirmelidir.

Allah cc mümin olan kullarının ceza ve mükafaatını dünyada vermiyor, ahirette veriyor. Çünkü bu alemde vereceği şeyler ahirette vereceğinin karşılığı olmaz. Dünya baki olmadığı için verilenlerde baki olmayacaktır. O halde ey mümin! Mükafaatını ahirette alacağın için Allah cc vermedi deme. Hiç bir şey Allah’ın katında zahi olmaz.

Allah’ın dünyadaki en büyük mükafaatı seni huzurunda tutmasıdır. Yani güzel ameller işlemeye muvaffak kılmasıdır.

Ey mümin! Allah cc indindeki değerini bilmek istersen; Allah’ın seni hangi işde kullandığına bak. Eğer hayırda isen, iyisin; şerde kullanılıyorsa fenasın. Sakın ha! Kendinden çıkan amele güvenme, bu hal varlığa düşmektir.
Hep Allah’tan geldiğini gör.

Ey mümin! Amelinle sevinme. Amelini değil; amelini sana kolaylaştırıp, sevdirip, yaptıranı gör. Ey mümin! Eğer sen hakiki devlet ve izzet istersen; fani olan izzete aldanma ki, baki olan izzet sana kalsın. Allah’ın kalplerdeki iman nuru yakın şekline gelince, ahiret sana pek yakın olurda fani olan dünyanın aldatıcı güzelliklerine aldanmazsın.

Heva ise yeter gönül ,
Gel Allah’a dönelim gel .
Siva ise yeter ey dil ,
Gel Allah’a dönelim gel.

Nice bir sevelim gayri?
Nice bir olalım ayrı?
Analım vuslat-ı yarı,
Gel Allah’a dönelim gel .

Bize Hak’dan gel olmadan,
Ecel kösü çalınmadan,
Canın Azrail almadan,
Gel Allah’a dönelim gel

Özenmezmisin ol yare ?
Ki aldanmışsın ağyare.
Seni azdırmış emmare.
Gel Allah’a dönelim gel.

Talep kıl her sehergahı,
Yürekten eyle gel ahı,
Sevenler buldu Allah\'ı,
Gel Allah\'a dönelim gel

Soralım gel bilenlere,
Gülü buyun direnlere
Visaline irenlere,
Gel Allah\'a dönelim gel.

Niyazi’ye olup haldaş,
Olursun yoluna yoldaş,
Döküp gözlerinden yaş,
Gel Allah’a dönelim gel.


*********** Sayı 72***********

Allah’a kul olmak
Allah cc. Kuran-ı Kerimde buyurur.´Ben cin ve insanı ancak kulluk (yani ibadet ve hizmet) etsinler diye yarattım.´51/56

Kulluğun vasfı tazim ve hizmettir. Tazimin mukabili ibadettir. Gerek cin ve gerek insan; Allah´a hizmet etsinler diye yaratılmışlardır. Cin ruhani bir taifedir, her göze görünmezler, çünkü maddi cismi vücudları yoktur. Ruhtan teşekkül etmişlerdir. Hayat sahaları yeryüzü ve göklerin alt ve ilk tabakası arasıdır. İnsanlar gibi içtimai hayata malikdirler. Dinde, iman ve amelde insanların içinde bulundukları halin aynı taksimatına maliktirler. ´Allah bir kimsenin içinde iki kalp kılmadı´ 33/4 ´Ve sizi en güzel surette tasvir eyledi ve helal ve leziz şeylerden rızıklandırdı.´ 40/64

´İnsan düşünmezmi ki biz onu hiç yoktan yarattık´ 19/68
´Biz sizi abes ve beyhude olarak mı yarattık zannediyorsunuz ve sizin bize rücu (dönmeyeceğinizi mi) zannediyorsunuz?

Cenabı Allah insanı yaratışının Allah´a kulluk olmasını bir çok ayetlerde kullarına bildirmektedir.

İnsana düşen, bu ayetleri iyi düşünmesi ve yaradılışının sebebi hikmeti olan abdiyet yani kulluk makamını elde etmesi ve Allah´ın rızasına uygun bir hayat yaşamasını idrak etmesidir.

Ademiyet rütbesin derk etmeyen bagi olur.
Emri hakk-ı tutmayanlar esfeli sufliyete
nadan gelir nadan gider.

Bu hikmetlere vakıf olan Allah´ın veli sevgili kulları zaman zaman teffekkürlerini kaleme almışlar ve bizlere tebberrüken bırakmışlardır.

Ariflerden birisi Allah cc. den şunu hikaye eder: Ey kulum, bütün eşyeleri senin için yarattım seni de kendim için yarattım. Sen, kendin için yaratılanlarla meşgul olup beni unuttun. Nimetle meşgul oldun nimet vereni unuttun bağışlanan şeylerle meşgul olup bağışlayanı unuttun. Sen verenin şükrünü unuttun. Verdiklerimi hukukunaa riayet etmedin.

Beni senden meşgul eden herşey, senin için bir cezadır. Beni senden ayıran her baığı bir musübettir. Sen Allah´a itaati yol edin, o zaman Allah\'in rızasına nail olup cennete dahil olup kurtulursun. Bütün günah ve çirkinlikleri keserek at, tam bir içtenlikle tövbe eyle, o zaman Allah istek ve arzularını sana verip, ikram edecektir.

Allah´ın veli kullarından Sehl Bin Abdullah da şöyle der: Celil olan Allah cc. şöyle nida eder ´Ey kulum sen benim hakkımda hiçte insaflı davranmadın. Ben seni zikrettiğim halde sen beni unutuyorsun. Ben seni kendime çağıyorum. Sen ise başkalarına kaçıyorsun. Ben, senden belaları kaldırdığım halde sen günahlara dalıyorsun. Ey adem oğlu, yarın bana dönüp geldiğin zaman, ne yapacak, ne cevap vereceksin?

Kim Allah´ın haram kıldıklarından sakınmadan Allah´ı sevdiğini idda ediyorsa yalancıdır. Kim Allah yolunda harcamadan Allah´ı sevdiğini idda ediyorsa yalancıdır.

Daha bir çokları aynı şeyleri değişik anlatışlarla bize bildirmişlerdir. Cenab-ı Ali kerremalluhu veche efendimizde şöyle buyurmuşlardır. Amelsiz sevap dileyen yaysız ok atmaya kalkan kişiye benzer. inanan kişinin günde üç işi vardır: Bir zaman rabbiyle münacat eder, ona kullukta bulunur; bir zaman geçimi için çalışır bir zamanıda vardır, helal ve üzel lezzetlerle zevklenir.

Akıll kişi, ancak üç şey için yolculuk eder; geçimini sağlamak, ahiretini elde etmek yahutta haram olmayan zevk ve lezzet elde etmek için.

Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, kimseyi dalalete sevk etmez ve Allah kullarına zulm edici değildir.

Cenab-ı Allah cümlemizi emirlerini yerine getirenlerden yasaklarından uzak duranlardan hazreti cenab-ı Muhammed as sünnetine uyanlardan, ariflerin yolunda gidenleden eylesin amin.

Acep bu benim canım azad olamıyarak
Yoksa yedi tamuda yana kalamıyarak
Acep bu benim halim yeraltında ahvalim
Varıp yatacak yerim akrep dola mı yarab

Can hulkuma geldikçe azraili gördükçe
Ya canımı aldıkça asan ola mı yarab
Yunus kabre vadıkça münker nekir geldikçe
Bana sual sordukça dilim döne mi yarab

Gönül aynasını güzel cilala
Görüne orada nurlardan tecella
Sakın günah işleyip karartma
Ki dost yüzünü edesin temaşa


*********** Sayı 71***********

Ahlâk-ı Muhammedi
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
Selât ve selâm alemlerin sultanı, evvelkilerin ve sonrakilerin ilimlerinin şehri, insan ve cinlerin imamı ve peygamberi olan efendimizin üzerine olsun.

Allahü tealâ, onun diğer peygamberlerden şanının yüceliği hakkında şöyle buyurur: “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” En biya Suresi 21/107

Yine Allahu teâlâ bir ayeti kerimesinde:
“Gerçekten sen yüce bir ahlâk üzerindesin” Kalem 68/4 Buyurmuştur.

Muhammedi ahlâk, en üstün ahlâk olup, Allah’ın güzel sıfatlarıyla sıfatlandırdığı ahlâktır. Bu da Allah’ın ahlâkı demektir. Nitekim Hz. Muhammed s.a.s. bir Hadis-i şerifinde ümmetine “Siz Allah’ın ahlâkı ile ahlâklarınız” demiştir.

Her kim Hz. Resulullah’ın ahlâkı ile
ahlaklanırsa, Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmış olur.

Bir insanda hased, kin, kibir, riya, şehvet gibi kötü huylar varsa; bu kişi insanlık makamını elde edememiş, hayvani huylara sahip demektir.
Her kim ki: İbadet, şükür, vefa, sehavet (cömertlik) merhamet, tevazu, tevekkül gibi ahlâklar ile ahlaklanırsa, ahlâk-ı Muhammedi’ye ye tabi olmuş olur.

Güzel ahlaka sahip olmak dünya ve ahiret saadetidir. Çünkü böyle bir insan, dünyada da herkes tarafından sevilir, herkese faydalı olur, aile efradını da mesud ve bahtiyar eder.

Hz. Mevlâna: “Bu dünyada öyle yaşa ki ahirete giderken sen gülesin arkandan ağlasınlar. Sakın tersi olmasın sen ağlayıpta arkandan gülmesinler.” Buyuruyor.

Kur’an-ı Kerim Hz. Peygamberi mü’minlerin uymaları gereken yegâne örnek olarak tavsiye edip seçmiş bulunmaktadır. “And olsun! Sizin için; Allah’ı ve ahiret gününü umanlar, Allah’ı çokça ananlar için, Allah’ın peygamberinde en mükemmel örnek vardır.” el Ahzab 33/21

“Size kendinizden öyle bir peygamber geldi ki! Zahmete uğramanız ona ağır gelir, kalbi üstünüzde titrer. Mü’minlere karşı esirgeyici bağışlayıcıdır.” Tevbe 9/128

Hz. Peygamber efendimizin methü senasını Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’inde anlatmasına rağmen, Hz. Peygamber’in ayakları şişinceye kadar namaz kıldığı, seccadesini ıslatıncaya kadar gözyaşı döktüğü ve “Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını af ettiği halde niçin bu kadar kendini harap ediyorsun?” sorusuna karşılık “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” cevabını vermiştir.

Enver-i Arş-ı güzinsin ya Muhammed Mustafâ
Nur-u çerh-i heftüminsin ya Muhammed Mustafâ
Şanına “Levlâk-e levlâk” nazil oldu şüphesiz
Rahmet -en l-il âleminsin ya Muhammed Mustafâ
Şer-i pâkindir veren revnak cihana serteser
Nur-u Kur’an-ı mübinsin ya Muhammed Mustafâ
Cümle âlem halkı muhtâçtır senin ihsanına
Sâdık-ül vâ’d-ül-emin’sin ya Muhammed Mustafâ
Hâtem-i hükm-ü risâlet hem Habib-ullâh’sın
Zât-ı Fahr-el-müsliminsin ya Muhammed Mustafâ
Zât-ı Fahr-el-müsliminsin ya Muhammed Mustafâ
Hâd-i râh-ı hakikattir kelâm-ı mu’cizin
Pişüva-yı mü’mininsin ya Muhammed Mustafâ
Ya Resulllah şefa’at kıl bu hilmi mücrime
Sen şefi’ül müznibinsin ya Muhammed Mustafa.

Allah’ın sevgilisi, kâinatın efendisi, peygamberler imamı, hatemen nebiyyin Muhammed Mustafa aleyhisselatu vesselâm efendimize uymayı onun sünnetine ittiba etmeyi, ahlâk-ı Muhammedi ile müşerref olup şefaatına nail olmayı Allah cc cümlemize nasip eyleye.


*********** Sayı 70***********

Yaradanı bilebilmek
Onlar Allahın dininden başkasını mı arıyorlar. Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi ister istemez ona boyun eğmiştir ve ahirette ona cevrilip götürülecektir.
Kuran sure 3 ayet 83

Allaha inanmayanlar ve saygı duymayanlar
insanlara da herşeye de saygısızdırlar.
Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır; Allah her şeye mutlak kadirdir. Göklerin ve yerin yaradılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde sağ duyulu akıl sahipleri için Allahın varlığını, kudret ve azametini gösterir kesin deliller vardır. Sağ duyulular o kimselerdir ki Allah’ı anarlar göklerin ve yerin yaradılışının hakkında Allahın varlığını ispat için iyice düşünür ve şöyle derler;

Ey Rabbimiz sen bunları boşuna yaratmadın
Sen batıl şey yaratmaktan berisin
Ayet 189,190,191 sure 3

Varlığın bilmeye ne gerek tüm evren ile
Yeter ispatına yarattığın bir zerre bile

HZ. Mevlanamız şöyle hitap eder;
Yıldızlar içinde parlayan ay gibi, özge şeylerin arasından da Hak öyle görünür. Ama sen iki parmağını iki gözünün üstüne kapa dünyayı görebilir misin?

İnsaf et sen görmüyorsun diye bu dünya yok değildir ki
Allah’a arif olan veliler şöyle buyurmuşlar.
Ben bilmez idim gizli-ayan hep sen imişsin!
Canlarda ve tenlerde nihan hep sen imişsin!
‘Alemde nişan ister idim ben sana senden
Ahir bunu bildim ki cihan hep sen imişsin
Söyleyen O, söylenen O, görünen O, gören O
Her ne var âla ve esfel, bilki canan O’ndandır.
Kendini ben’de gösterensin sen!
Ben neyim ki, her şey sensin sen
Allah’ın velileri dostları marifetullah sahibidirler. Allah’ı bilme ilmini Allah onlara lutfetmiştir. Hz. Ali de bu gerçeğe işaret etmiştir.

Ben görmediğim Allah’a tapmam! “Allah dünyada ancak kalp gözü ile görülebilir. Ben de Rabbimi kalp gözü ile gördüm.” Buyurmuşlardır.

Allah C.c. Hu Kuranı kerimden buyurur; Allah tektir. Her yaratığın muhtaç olduğu, eksiksiz en uludur.Doğmamış, doğurmamıştır.O’nun hiçbir eşi de yoktur. Allah o Allah’tır ki Kendinden başka hiçbir tanrı yoktur. O ezeli ve ebedi hayat ile kendiliğinden diridir. Zat ve kemal sıfatlarıyla bütün işlerin de hakim ve kaimdir.Herşey onunla kaimdir, O’nu ne bir dalgınlık ne de bir uyku tutmaz.Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nun.O’nun izni olmadıkça katında kim şefaat edebilir? O, bütün varlıkların önlerinde ve arkalarında ki gizli ve açık her şeyini bilir. Onlar ise Allah’ın dilediği kadarından başka ilahi ilimden hiçbir şey kavrayamazlar : O’nun kürsüsü gökleri ve yeri çevrelemiş, kuşatmıştır. Gökleri ve yeri korumak, gözetmek, O’na ağırlık ve zorluk vermez. O çok yüce çok büyüktür: Kuran Sure 112. ayet 1. 2. 3. 4 sure 2 ayet 255

Bizleri yoktan var eden bizleri eşref-i mahluk olarak yani insan olarak yaratan Rabbimize sonsuz şükürler olsun. O’na ne kadar hamd, şükür ve ibadet etsek bunun karşılığını ödeyemeyiz. Rabbımızı öz canımızdan daha çok sevmemiz lazım gelir! Çünkü öz canımızı da, her şeyi de O’na borçlu olduğumuz gibi, huzuruna döneceğiz. Esasen her canlı, her insan ölerek ona kurban olmaktadır. Kıyamette huzuruna çıktığımızda, dünyada yaptıklarımızla kendisi’ne layık olup olmadığımızda ortaya çıkacaktır! Zaten her varlık, özellikle de insan yaradanın sonsuz kudred ve görüntülerinden biridir. Şeyhül Ekber Muhyetdini Arab’i hazretlşeri bunun için derki: Sen kendini bil! Sen kimsin?...

Sen Hakk’ın zatının sonsuz görüntülerinden birisin. O’nun suretlerinden bir suretsin. Senin vücudun Hakk’ın vücududur. Senin Hakk’a yakınlığın, gölgenin sahibine yakınlığı gibidir.Sen kaynağın ve kimliğin yönünden Hakk’sın. Yapın yönünden küçük alemsin ve Hakk’ın gayrısısın… Ancak Allah kötü ve iğrenç şeylerden kutsal ve yücedir. Bizim sözümüz pisliği pislik, leşi leş görmeyenlere, ileri görüşlülere, dilsiz olmayanlara nefsini bilenleredir. İnsanın soyluluğu da bu gerçektendir.

Hz. Mevlana bu hususda şu ifadelere yer vermektedir.
Varlık ve yokluk O’nundur. Senin sevincinin ve kederinin sermayesi O’dur. Sende görecek göz yok.Yoksa, kendinin baştan ayağa hep ondan ibaret olduğunu görürdün!. Ey siz ki Allah’ı arayıp duruyorsuz… Ne münasebet? İşte siz kendiniz O sunuz!... Ey ulu hükümdar! Güzelleri yaratmada görülen kudretin, halkın hiç hoşlanmadığı çirkinleri, kötüleri, felaketleri yaratmaktada görülür… Sevincin anlamını kavrasın diye azabı ve elemleri de yarattı kahrınada lütfünada hayranım ben…

Celal ile eyler tecelli küfür ile isyan olur peyda
Cemal ile eyler tecelli nur ile iman olur peyda.
Kimsenin elinde hiçbir kuvvet hiçbir imkan yoktur.
Allah ne dilerse ancak O’ olur
Allah katında, dünyada yaşayanların en kötüsü inanmayan kafirlerdir!...
Kuran Sure 8 Ayet 55


*********** Sayı 69***********

İnsanda kemalat
Allah sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetlerini tamamlamak (kuran – 5/6) İnsanın yaratılışının gayesi olgunluğa erişebilmesidir.Cahil mal, akıllı kemâl arar.

Olgun insan; güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyendir.Bu mevzuda Hz. Mevlana mız şöyle buyurmuştur:
“Şefkat ve acıma da güneş, İnsanların kusurunu örtmekte gece, Yardım ve cömertlikte akarsu, Öfke ve sinirlilikte ölü, Alçak gönüllülükte toprak… gibi ol. Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol.”

İnsan nefsine verdiği telkinle daima olduğundan üstün görünmek ister. Arif olan kişiler ise, daima olduğundan daha eksik görünürler ve tevazu sahibi olurlar. Bu halleri onları üstün kılar ve Allah’ın katında yükselirler.

Her neye noksan bakar isen kendi noksanındır ol senin,
Gel kemalinle nazar kıl ki kendi kemalindir ol senin buyurmuşlardır.
Demek insan kemalata erdikçe güzel görmeye, güzel düşünmeye nail olur.

Bu hal insanlığın ve hayatın hakkını verme ve hem de yaratanın huzuruna laik olabilmektir.

Hz. Muhammed (A.s) bu olgunlaşmanın yolunu hep insanlara iyilikte, hizmette, cömertlikte göstermiştir. Ve öyle buyurmuştur: Sana gelmeyene git, sana vermeyene ver, sana kötülük edene iyilik et, sana zulüm edeni affet, sana düşman olana insaf et , güneşe bir bak suçluları da aydınlatıyor suçsuzları da… Yağmura bir bak, günahkârlarında üzerine yağıyor, günahsızlarında. Kötü zan etmeyin, yanlış karar vermenize sebep olur. İnsanların gizli hallerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin. Tartışmayın birbirinize düşmanlık etmeyin, birbirinizi çekiştirmeyin, kardeş gibi sevişin. Haset etmeyin imanlılar kardeştir, birbirlerine zulüm etmezler, yardım ederler, diğerlerini kendinden aşağı görmezler.

Belayı nimet rahatı musibet saymayan, olgun imanlı kamil olamaz.

Allah’ım kalbimi iki yüzlülükten ibadetimi gösterişten, dilimi yalandan, gözümü haince bakıştan kurtar.

Hayatın önünü de sonunu da herkesten iyi bilen tasavvufta derece almışların tutumları, olgunlaşmanın en iyi örneklerini verirler.

Çiğ adamı eleştir, düşman olur; olgun insanı eleştir dost olur.

Başkalarını mutlu etmeden mutluluk olmaz. Bilgi tek başına olgunluğu sağlayamaz. Nice cahil gibi görünen olgundur da bazı ünlü bilim adamlarında olgunluğa rastlanmaz.

Edepli okumasa cahil olmaz.
Edepsiz okusa âlim olmaz.
Edep olgunluktur.
Edebi olmayan kimse hangi rütbeye erişirse de alim, kamil olamaz.


Kültür, toplumsal mevki, mesleki ilerlemenin olgunlukla ilgisi yoktur. Son derece basit ruhlu büyük bilginler, arsız çocuk kadar kendini kontrolden aciz, ünlü kişiler vardır; mesleki bakımdan, olgunluk bakımından cüce kalabilir. Ruh olgunluğuna bazen en basit, en kültürsüz,
En ilkel hayat şartları içinde ömrünü geçirmiş kimselerde de rastlayabiliriz. Dünya çapında bir bilgin nefsini kontrolden, başkalarını anlamaktan acizken, hayatında köyün sınırlarından dışarı ayak atmamış bir köylü kişi son derece olgun bir hal gösterebilir.

Peygamber efendimiz Muhammed A.s “Nefsini bilen rabbini bilir” demiştir. Nefsi ile mücadele eden erbabı tasavvuf bu hadisi şerife çok riayet ederek, nefislerini bilme, yani nefsi teksiye aramış ve bu yolun benlikten tevazua geçiş olduğunu anlamış ve hayatları boyunca nefisleri ile mücadele ederek kamil insanlar olarak yaşamışlar ve insanlık âlemine güzel örnek olarak her canlı gibi onlarda Rablerine kavuşmuşlardır. Yükseldikçe aptalın başı dönerken onlar yükseldikçe daha fazla tevazu sahibi alçak gönüllü olurlar.

Dünya malını kaybettiklerinde, kazandıklarında da kalplerini yoklarlar ve bir değişiklik olmadığını gördüklerinde şükrederler, insanın kendini fazla ciddiye almasını da kendini acımayı da zararlı görürler. Kendilerini en günahkâr bilirler. Birbirlerinin kusurları hiç görmezler. Düşmanları ve çekemeyenleri çoğaldığında, Allah’a çokça şükür ve istiğfar ederler. Hiç şikayet etmezler. Kimseden bir şey beklemezler. Kendileri çalışarak kazanıp harcarlar. Kendileri hediye vermeyi çok severler, kalpleri yufka, gözleri yaşlıdır.

Yakınlarından biri öldüğünde ağlayıp sızlamazlar. Haset etmek nedir bilmezler. Kötülere iyi davranırlar, dostları sevindirmeyi severler. Kendi hizmetlerini bizzat yaparlar. Dünya gösterişine kapılmazlar, son derece edepli davranırlar. Haramlara helallere çok dikkat ederler, şüphelilerden de sakınırlar.

Kendilerinden hoşlanmayanları haksız bulmazlar. Kendilerine kötülük edenlere ıslahı için dua ederler, aldatmaktansa aldanmayı severler, açlığı tokluğa tercih ederler. Diğer imanlıları kendinden üstün tutarlar. Hatasını hemen karşılar, kul hakkını titizlikle ararlar, son derece dürüsttürler.Her durumları fayda verir, övülmek ve kötülenmek onları değiştirmez.

Kısaca Hz. Muhammed A.s dediği gibi : Seni ibadetin sevinçli , günahında üzgün kılıyorsa olgun, kamil imanlısın.

Olgunluk öyle güzellikler, incelikler arz eder ki
Kılı kırk yarmış kamil olanlar,
Yine demişler ki kemal incedir.
Seyyid Nigari

Cennet zorluklarla çilelerle;
Cehennem ise şehvetlerle zevklerle kuşatılmıştır.


Cenabı Hakk buyurur: Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz hepinizde sonunda bize döndürüleceksiniz.

Allah. cc cümlemize hidayet ihsan eyleye kemalata erdire amin.


*********** Sayı 68***********

Sevmek sevilmek...
Muhakkak müminler kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını ıslah ediniz ve Allah’tan sakınınız; taki rahmete nail olasınız” Kuran-ı Kerim 49. Sure 10. Ayet-i kerime

“Allah’a iman etmedikçe cennete giremezsiniz. İşnsanlara sevgi dolu olmadıkça da iman etmiş olamazsınız. Sevmeyen ve sevilmeyende hayır yoktur” Hadis-i şerif (Hz.Muhammed)

“Birbirlerini hak için sevenler nurdan minberdedirler.Onların yerine şehitler, peygamberler bile gıpta ederler.”Hadis-i şerif (Hz. Muhammed)

“Ben gelmedim dava için
Benim işim sevi için
Gelin tanışık olalım
İşin kolayını bulalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz” (Yunus Emre)


Dünyadaki ilerlemeler, lüks, rahatlık en üst düzeyde olduğu halde, insanların ufuklarını sarmış olan fesat, zulüm karanlığı, imansızlığın ve sevişmezliğin sonucudur. İnsanlık ne kadar uğraşırsa uğraşs›n, sevip sevilmedikçe ızdırap ve felaketten, zulümden kurtulamayacaklardır.

Hz. Mevlana seslenir insanlık alemine
“Allah”ın yarattığı her şeyi seveceksin! İnsan o dur ki, her an kendisini yenileyerek güzele, en güzele ulaşmak için durmadan çaba harcayan ve yol alandır. Hayvanlar da sevişir insanlarda ;
Allah insana, insanca sevişmek güzel sözler söylemek için dil verdi.”
“Vereni mağrur, alanı mahcup etmeyen tek şey sevgidir” Ve insan , içindeki sevgisinin ağırlığınca insandır.

Sevginin bu üstünlüklerine karşılık, insanlarda sevgi olmaması, pek kötü yaşanılması, zor, tatsız, hatta tehlikeli bir ortam yaratır. İnsan olarak sevgiye ilgisiz kalmak, sevgisiz yaşamak, kimseleri sevememek… Öylesine bir kötü bahtlılıktır ki, hayatın zehir olması, kendinden bile nefret ederek zoraki yaşama, ruhsuzluk, eziklikler ve sürekli ızdıraplardır. Hayatta hiçbir şeyden zevk almamak kadar üzüntü olamaz! Oysa dünyada her varlığın, kendine özgü renk, biçim ve yaratılış amacı içinde nice güzellikleri ve değeri vardır. Marifet bunu hissetmek ve görebilmektir. Yüce bir ruh, hiçbir şeyi çirkin görmez. Faziletsizlikler dışında her şey güzeldir, iyidir, yararlıdır. Faziletli olabilmek için sevmek zorundayız.

Sevgi kutsaldır, hem sevmesini bilmeli hem de değerini anlamalıdır. Sevimlilik şarttır.
Dedikodu, kıskançlık, yalancılık ve iki yüzlülük gibi faziletsizlikler giderilmeli, üstün insanlar, Allah dostları örnek alınmalıdır. Karakter sahibi, güvenilir olmakta, sevilmenin aranılan vasşflarındandır.

Sorumluluk duygusuyla başkalarının yardımına koşmak, sevginin icabıdır. İnsanlara hizmet Hak’ka hizmettir. Sevginin iç alemden gelmesi, hiçbir maddi hesapla karışmaması, yapmacıktan uzak bulunması şarttır. Elinden geldiğince vermek, almayı düşünmemek sevginin ana kuralıdır.

Nezaketli oluş da sevgiyi güçlendirir. Faziletli, şerefli oluş; sevmenin de sevilmenin de en etkili ve sağlam yoludur. Zaten sevgi, faziletsizliklerle bağdaşmamaktadır. Ulus ve insanlık sevgisine de yer vermeli, bencillikten uzak kalınabilmelidir.

Vatan sevgisi de bilinçli insanların; “Vatan menfaatlerden üstündür” “Vatan sevgisi imandandır” ilkesine uymalıdır.

Ulus, vatan ve insanlık sevgisi, sevginin yücelmesi ve kutsallaşıp asilleşmesi olduğundan, diğer sevgilerin aşırılıklarını zararsız hale getirir ve insanın hayattaki yerini belirler.

Allah’ı sevmedikçe, Allah’ı hakim bilip ona kulluk etmedikçe insanlar birbirleriyle sevişemez.

Alemi sen kendinin kölesi kulu sanma
Sen Hakk için alemin kölesi kulu ol.
Nefsin hevası ile mağrur olup aldanma
Yüzüne bassın kadem her ayağın yolu ol.
Garazsız hem ivazsız hizmet et her canlıya
Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol.
Allah için herkese hizmet et de sev sevil
Her göze diken olma sümbülü ol gülü ol
İncitme sen kimseyi kimseye incinme hem
Güler yüzlü tatlı dil her ağzın balı ol.
Nefsine yan çıkıpta Ka’be ‘yi yıksan dahi
İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol.
Güneş gibi şefkatli yer gibi tevazulu ol
Su gibi sahavetli merhametle dolu ol.
Gökçek gerek dervişin şanı yoksul abaya
Suçluların suçundan geçüp hoşgörülü ol.
Varlığından boşal kim yokluğa erişesin
Sözünü söyle gerçek Hulusinin dili ol.

Osman Hulusi Efendi Hazretleri



*********** Sayı 67***********

Edep...
“Edepsiz okusa alim olmaz; edepli okumasa cahil olmaz”

Edep: Âhlak-ı hasenenin yaşanma Tarzına denir.Her kim edepli olmaya gayret ederse neticede güzel ahlakı elde etmiş olur.Cenab-ı Hakkın en sevdiği kullar âhlak-ı güzel olanlardır.Hz.Yunus buyurmus:”Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil,yetmiş iki millet dahi elin yumaz değil.

Edep büyükler katında ve meclisinde sahibini yüksek dereceye ve mertebeye çıkartıp, dünya ve ahrette hayır ve salâha kavuşturur.

HZ.Muhammed aleyhiselatu vesselam efendimiz “Beni Rabbim terbiye etti,ne güzel terbiyedir” buyurdu. şu halde Edeb-i Muhammediye ile edeplenmek lazım gelmektedir.

Bazı islam tasavvuf alimleri edep ve terbiye kişiye, manevi yolculuğa merdiven mesabinde olup, manen terakki etmek, Allah ve resulü katında ve Allah dostları meyanında değer ve kıymet kazanmaktır.

Demişlerdir ibni Abba


Reklam

Reklam

Reklam

Reklam

     
Content copyright © www.Ari-Magazin.com
Diese Website wurde von ImerDesign gestaltet.
Copyright © 2000-2001 ImerDesign